Bazı anlar vardır; tarih, bugünü anlamak için insanın omzuna sessizce dokunur. O dokunuşu fark ederseniz, olayların gürültüsü bir anda berraklaşır. İşte tam da böyle zamanlardan geçiyoruz.
Bir hadisenin ufkunda İsrail ya da Amerika belirdiyse, tarafsızlık artık bir vehimdir. Çünkü o sahnede “bekleyelim, görelim” diye bir konfor alanı yoktur. O sahnede tereddüt barınmaz; düşman, açık ve nettir: İsrail ve Amerika’dır.
Bu noktada tereddüt, çoğu zaman ahlaki bir gri alan değil, ihanete yaklaşan bir suskunluk hâline gelir.
Ne yazık ki biz, en kritik anlarda bile meseleyi dar kalıplara sıkıştırma hastalığına yakalanıyoruz. Karşımızdaki tehdidi mezhep terazisinde tartmaya kalkmak, hakikati küçücük bir kavanoza hapsetmeye benziyor. Bu yalnızca büyük bir yanılgı değil, aynı zamanda tehlikeli bir aptallıktır.
Çünkü mesele mezhep değildir.
Mesele, kimlik kavgası hiç değildir.
Bu savaş, kadim bir mücadelenin bugünkü sahnesidir: hak ile batılın mücadelesi.
Tarafı belirleyen şey mezhepler değil, İslam’dır. Ölçümüz mezhep olmamalıdır; ölçümüz İslam olmalıdır. Çünkü Müslüman dediğiniz insan, zalimin karşısında dimdik duran, mazlumun yanında saf tutan insandır.
Bu yüzden safımız nettir.
Kahrolsun İsrail.
Kahrolsun ABD ve onların işbirlikçi köpekleri.
Bu söz bazılarını rahatsız edebilir. Ama rahatsızlık hakikati değiştirmez.
Asıl rahatsız edici olan şey, Müslümanların kendi içinde bölünmesi, birbirini suçlaması ve aynı düşmana karşı farklı cephelerde durmasıdır.
Yıllarca zihnimin bir köşesinde aynı soru yankılandı:
Nasıl olur da Müslümanlar, karşılarındaki bir kâfirmiş gibi birbirleriyle savaşacak noktaya gelir?
Aynı kıbleye yönelen, aynı kitaba iman eden, aynı kelime-i tevhidi dillendiren insanlar nasıl olur da bir gün birbirine kılıç çeker?
Aynı secdenin izini taşıyan alınlar, aynı hakikatin gölgesinde duran kalpler nasıl olur da birbirine yabancılaşır?
Bugün görüyorum ki cevap çok basit ama çok acı.
İhtiras, öfke ve körleşen bakışlar bir araya geldiğinde, kardeş bile kardeşin karşısında durabiliyor.
Tarih bize şunu öğretir: Düşman dışarıdayken içerideki kavga, düşmanın en büyük zaferidir.
Bu yüzden bugün yapılması gereken şey çok basit ama bir o kadar zor: Hakikati mezhep, hizip ve küçük hesapların üstünde görmek.
Çünkü mesele küçük değil.
Mesele ümmetin onurudur.
Mesele İslamdır.
Mesele mazlumun yanında durabilme cesaretidir.
Ve unutmayalım:
Tarafsızlık bazen erdem değildir.
Bazen yalnızca korkunun kibar bir adıdır.
- Fuat Sönmez











