Tarih bazen insanı utandırır.
Özellikle de geçmiş, bugünden daha medeni görünüyorsa…
Yıl 2026.
Sözde çağ atlamış bir ülkede yaşıyoruz. Her gün televizyonlarda “yerli ve milli teknoloji”, “akıllı şehir”, “geleceğin Türkiye’si” nutukları dinliyoruz. Fakat Bingöl’de bazı yeni yerleşim alanlarında hâlâ foseptik çukuru konuşuluyor.
Evet, bildiğiniz çukur.
Toprağı kaz, kapağı koy, dua et taşmasın.
Kıbrıs Mahallesi Taht Bölgesi…
Esentepe…
Ova Park çevresi…
Bugünün değil, yarının yerleşim alanı diye pazarlanan bölgeler. Beton yükseliyor, lüks daire tabelaları asılıyor, “modern yaşam konsepti” broşürleri dağıtılıyor ama iş kanalizasyona gelince medeniyet bir anda Hitit öncesine düşüyor.
Bakın, mesele yalnızca altyapı eksikliği değil.
Bu düpedüz zihinsel çöküştür.
Çünkü ilkel toplumların bile ilk yaptığı şeylerden biri atık sistemini çözmekti. Antik Roma’da kanalizasyon vardı. Urartular dağların içine su kanalı oyuyordu. Persler şehir planı yapıyordu. Selçuklu’da kervansarayın bile su tahliyesi düşünülüyordu.
Biz ne yapıyoruz?
Yeni yerleşim alanına apartman dikip insanlara fosseptik çukuru bırakıyoruz.
İnsan gerçekten hayret ediyor.
Arkeologlar birkaç bin yıl sonra Bingöl kazısı yapsa muhtemelen şöyle diyecek:
“Burada garip bir topluluk yaşamış. Dışarıdan modern görünüyorlar ama altyapıları Tunç Çağı seviyesinde.”
İşin daha vahim tarafı şu:
Bu artık “imkânsızlıktan” olmuyor.
Çünkü mesele para değil.
Mesele öncelik.
Belediyeler süslü ışıklara, dev tabelalara, gösterişli açılış törenlerine bütçe buluyor. Sosyal medyada drone görüntüsü çekmeye kaynak var. Ama konu kanalizasyon olunca herkes başını öbür tarafa çeviriyor.
Çünkü kanalizasyon görünmez.
Oy getirmez.
Fotoğrafı şık çıkmaz.
Ama gerçek belediyecilik tam da görünmeyen yerde başlar.
Bir şehrin kalitesi makam odasının mobilyasıyla değil, yerin altındaki borularla ölçülür. Siz o boruları koymadan üstüne istediğiniz kadar beton dökün; o şehir değil, üstü sıvanmış ihmaldir.
Bugün Esentepe’de, Ova Park çevresinde insanlar hâlâ fosseptik sistemiyle yaşamaya mahkûm ediliyorsa, burada yalnızca teknik değil ahlaki bir problem vardır. Çünkü çağdaş şehircilik, vatandaşa “idare et” demek değildir.
Şimdi biri çıkıp diyecek ki:
“Altyapı çalışmaları planlanıyor.”
Bu ülkede planlanan şeylerin yarısı mezara kadar plan olarak kalıyor zaten.
Önce bina yapılıyor.
Sonra yol kazılıyor.
Sonra asfalt dökülüyor.
Sonra tekrar kazılıyor.
Sonra vatandaşın sabrı gömülüyor.
Ve adına hizmet deniliyor.
En acısı da ne biliyor musunuz?
İnsanlar buna alışıyor.
Lağım kokusuna alışıyor.
Plansızlığa alışıyor.
Geçici çözümlerin kalıcı rezalete dönüşmesine alışıyor.
İşte bir şehrin gerçek çöküşü tam burada başlıyor.
Çünkü medeniyet yalnızca bina yapmak değildir.
Medeniyet, insanı çukurla yaşamaya mecbur bırakmamaktır.
Urartular bugün Bingöl’e gelse muhtemelen mühendislerini geri çağırırdı.
“Biz üç bin yıl önce bunu aşmıştık” derlerdi.
- Fuat Sönmez












