İsim yok. Yüz yok. Bağlantı yok.
Ama “çete” var deniyor.
Bingöl’de, Mersin’de… Hem de yabancıların pasaportlarına el konulduğu söylenen bir yapıdan bahsediliyor. Yani iş artık yerel değil; şehirler arası, hatta uluslararası bir boyuta taşınmış gibi anlatılıyor. Pasaportlara el koymak öyle sıradan bir iş değildir. Organizasyon ister, güç ister, cesaret ister, en önemlisi de bir tür dokunulmazlık hissi ister.
Sonra dönüp bakıyoruz tabloya:
Üç kişi gözaltında.
Sadece üç.
Burada ister istemez insanın aklıyla dalga geçildiği hissi doğuyor. Çünkü üç kişiyle şehirler arası çete olmaz. Bingöl–Mersin hattı kurulmaz. Yabancıların pasaportlarına el konulmaz. Buna inanmamızı beklemek, “Biz ne dersek o” demekten başka bir şey değildir.
Manşet büyük tutulur: “Çökertildi.”
Kelime özenle seçilir. Çökertildi denince mesele kapanmış sayılır. Oysa kapanmaz. En azından kapanmamalı.
Ne yok?
İsim yok.
Kimlik yok.
Bağlantı yok.
Ama iddia büyük. Ağ var deniyor. Şebeke deniyor. Pasaportlara el konulmuş deniyor. Peki kim bu insanlar? Bu pasaportlar kimin kontrolündeydi? Hangi otellerde, hangi evlerde, hangi araçlarla taşındılar? Bu iş aylarca, belki yıllarca sürerken kimler görmedi, kimler duymadı, kimler görüp sustu?
Bu sorular sorulmuyor değil; cevapsız bırakılıyor. Sorana cevap veren yok. Araştıranı açıklayan yok. Çünkü bu bir unutkanlık değil, bilinçli bir tercih. Çeteler kendi kendine ortaya çıkmaz. Bir yerde tutunur, bir yerde korunur, bir yerde görmezden gelinir. Gerektiğinde de “fazla kurcalamadan” paketlenir.
İsimlerin açıklanmaması hemen masumiyet karinesiyle savunulur. Doğru. Hukuk bunu gerektirir. Ama aynı hassasiyet bağlantılara gelince ortadan kaybolur. Bu pasaportlar nasıl alındı, neden geri verilmedi, denetimler neden işlemedi? Orada hukuk sessizleşir.
Siyaset sessizdir. Bürokrasi temkinlidir. Dil yuvarlaktır. Kimse kimseyi incitmez. Kamuoyuna düşen, gerçeğin kendisi değil, izin verilen kadarıdır. Riskli yerler karartılır. “Çökertildi” denir, konu kapatılır.
Oysa adalet sadece sonuçla değil, süreçle ölçülür. İsim yoksa, bağ yoksa, sorumluluk üç kişiye yıkılmışsa burada adalet değil, düzen korunuyordur. Çünkü bu ülkede düzenin matematiği nettir:
Az kişi = çok suç.
Çok kişi = az sorumluluk.
Bingöl’de ve Mersin’de anlatılan bir olay değil, anlatılmayan bir hikâyedir. Ve anlatılmayan her hikâye, günü geldiğinde daha ağır bir bedelle geri döner. Suskunluğun edebiyatı olmaz; ama siyasette suskunluk, en eski ve en kullanışlı yöntemdir.
Üç kişiyle çete olmaz.
Ama üç kişiyle kamuoyunu oyalamak gayet mümkün.
- Fuat Sönmez










