Dünyanın hali ortada. Bir sabah uyanıyoruz, Venezuela’da Maduro yine manşetlerde. Öğlene doğru Suriye’den bir haber düşüyor, akşamüstü İran’la ilgili “kritik gelişme” bildirimi geliyor. Haritaya bakınca insanın içinden “Galiba dünya pek de hayra gitmiyor” demesi normal. Yeni bir soğuk savaş mı başlıyor, küresel fay hatları mı hareketleniyor, kim kime rest çekiyor derken… Bingöl’de oda seçimi yapılıyor. Ve bir anda şehirdeki atmosfer, sanki NATO genişliyor, Varşova Paktı yeniden kuruluyor havasına bürünüyor.
İşte burada durup nefes almak gerekiyor. Çünkü konu, bütün saygımızla söylüyorum, iki oda seçimi. Ne petrol fiyatları belirleniyor, ne küresel dengeler değişiyor, ne de dünya beşten büyüklüğünü yeniden keşfediyor. Esnaf odası, şoförler odası… Yani bu şehrin sabah kepenk açan, akşam direksiyon başında eve dönen insanlarının temsil edileceği bir yönetim söz konusu. Buna rağmen kullanılan dil, yapılan tartışmalar, çizilen cepheler neredeyse “kazanan her şeyi alır, kaybeden tarihin çöplüğüne gider” noktasında.
Türkiye’nin –hatta belki de insanlığın– kronik bir hastalığı bu: Her meseleyi olduğundan büyük yaşamak. Küçük bir değişikliği bile “tarihi kırılma”, sıradan bir seçimi “milat” ilan etmek. Oysa bazen bir seçim sadece seçimdir. Ne daha az, ne daha fazla. Değişim olabilir, hatta gerekebilir. Ama değişimi kutsallaştırmak da en az değişime düşman olmak kadar yorucudur.
Eski yönetime teşekkür etmek, bir nezaket ve olgunluk göstergesidir. “Hiçbir şey yapmadılar” cümlesi bu topraklarda çok sevilir ama gerçeği nadiren yansıtır. Mutlaka yapılan işler vardır, harcanan emek vardır. Beğenilmeyebilir, eleştirilebilir ama yok saymak kolaycılıktır. Yeni yönetime gelince… İşte işin ironisi tam burada başlıyor.
Her seçim sonrası aynı cümle duyulur: “Esnafın ve şoförlerin yanında olacağız.” Bu söz, siyaset üstü bir klişe haline gelmiştir. Kimse çıkıp “Biz biraz uzaktan destekleyeceğiz” demez. Herkes yanındadır. Asıl mesele, bu “yanında olma” halinin ne kadar süreceği. Seçimden seçime mi, yoksa gerçekten zor günlerde mi? Kâğıt üzerinde kalan vaatlerle, sahada hissedilen destek arasındaki farkı esnaf da şoför de çok iyi bilir.
Bingöl, Caracas değildir. Şam hiç değildir. Tahran’la zaten uzaktan yakından alakası yoktur. Burada yaşanan şey, küçük bir şehirde, büyük anlamlar yüklenen bir değişimdir. Biraz sakinlik, biraz ölçü, biraz da sağduyu herkese iyi gelir. Oda seçimlerini ideolojik savaş alanına çevirmek yerine, hizmet yarışına dönüştürmek mümkün. Hatta inanın, bu çok daha zor ama çok daha kıymetli bir iştir.
Özetle: Değişim bazen şarttır, evet. Ama abartmamak da şarttır. Çünkü her seçimi soğuk savaş başlangıcı gibi yaşarsak, geriye sadece gürültü kalır. Esnafın da şoförün de ihtiyacı olan şey gürültü değil; somut iş, gerçek destek ve laf değil icraattır. Gerisi, köşe yazılarına malzeme olur; hayata değil.
- Fuat Sönmez










