Söylenebilecek bütün sözler söylenmiş midir gerçekten? Büyük ihtimalle evet. Hatta sadece söylenmekle kalmamış, bağırılmış, fısıldanmış, tweet atılmış, story yapılmış, canlı yayında tartışılmış, altına yorum yazılmıştır. Üstelik aynı sözler, aynı cümleler, aynı öfke, aynı heyecan… Sadece söylenenin sesi değişmiştir, özü değil.
Bugün yaşadığımız şey bir fikir kıtlığı değil, bir tekrar bolluğudur. Herkes konuşuyor ama kimse yeni bir şey söylemiyor. Çünkü yeni bir şey söylemek risklidir. Eski sözler güvenlidir. Hazırdır. Alırsın, biraz cilalarsın, kendi mahallene uygun hale getirirsin, oldu sana görüş.
Eskiden köşe yazarı olmak zordu. Okur “Bu adam ne diyor?” diye sorardı. Şimdi köşe yazarı olmak kolay, okur “Ben zaten bunu düşünüyordum” demek istiyor. Onu şaşırtma, rahatsız etme, hele hele düşündürme. Aynı fikri biraz daha yüksek sesle söyle yeter.
Siyasette de durum farklı değil. Kimsenin derdi bir çözüm üretmek değil. Herkesin derdi, daha önce söylenmiş bir cümleyi kimin daha sert, daha keskin, daha öfkeli söyleyeceği. Aynı şarkı, farklı solist. Beste eski, nakarat ezber.
Sosyal medyada ise bu iş bambaşka bir noktaya geldi. Bir cümle var, herkes sırayla paylaşıyor. Kimse “Bu doğru mu?” diye sormuyor. Zaten doğru olup olmaması da önemli değil. Önemli olan tarafını belli etmek. Çünkü artık fikir değil, pozisyon satılıyor. Düşünce değil, duruş pazarlanıyor.
Hal böyle olunca insan ister istemez şunu soruyor: Madem söylenebilecek her şey söylendi, biz neden hâlâ konuşuyoruz? Cevap basit. Konuşmak için değil, duymamak için. Karşı tarafı duymamak, hatta kendimizi duymamak için.
Belki de sorun, yeni sözlerin kalmamış olması değil. Yeni dinleyicilerin kalmamış olmasıdır. Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Dinlenmeyen söz de, ister istemez tekrar eder.
O yüzden bugün gerçekten cesur olanlar, yüksek sesle konuşanlar değil; susup düşünenlerdir. Yeni bir şey söylemeye çalışanlar değil, eski söylenenlerin neden işe yaramadığını sorgulayanlardır.
Ama kabul edelim, bu ülkede susmak pek makbul değildir. Hele ki düşünerek susmak hiç değildir. O yüzden merak etmeyin, söylenmiş sözler daha çok söylenecek. Ta ki gerçekten söylemeye değer bir söz çıkana kadar. Onu da muhtemelen kimse dinlemez.
- Fuat Sönmez










