Bazı insanlar vardır; seni överken öyle bir anlatırlar ki, sabah güneşi doğmadan önce gelip elini sıkacak, gece ay göğe çıkınca teşekkür mektubu yollayacak sanırsın. Bir kahve içersin, “Ne kadar da bilgesin”; iki laf edersin, “Senden başkası yapamazdı zaten.” Öyle bir coşarlar ki, insan kendi hayatını belgesel zannedip fonda epik bir müzik aramaya başlar.
Ama bir gün… yalnızca bir gün… onların hoşuna gitmeyen bir şey yap. Dünya anında tersine döner. Dün seni göklere çıkaranlar bugün gökyüzünün tavanını söker, başına indirir. “Aslında o kadar da iyi değildi,” diye başlayan cümleler seri üretime geçer. Ne oldu peki? Dün kendilerini hayran bırakan sen, bugün ne ara “ortalama altı vatandaş” kategorisine düştün?
Bu tiplerin övgüsü bir iltifat değil, bir yatırım aracıdır.
Seni göklere çıkarmaları, seni sevdiklerinden değil; çıkarları orada uçuştuğu içindir. Övgüyü de eleştiriyi de içtenlikten değil, ihtiyaçtan üretirler. Yani düzensiz bir rüzgâr gibi… Yönü ne yana dönerse, sesi de o tarafa savrulur. Bugün hünerine methiyeler dizerler; yarın, sen onların işine gelmeyen bir karar verince, seni bir an bile tereddüt etmeden “yanlışlar kitabı”nın kapağına yapıştırırlar.
İnsanı en çok güldüren –ya da acı acı gülümseten– şey, bunu öyle bir özgüvenle yapmalarıdır ki, sanki karakter değil de ayar düğmesi taşıyorlar. Bir hareketinle övgü modundan eleştiri moduna geçiyorlar. Üstelik o kadar hızlı ki, meteorologlar bile böyle ani rüzgâr değişimine rapor yetiştiremez.
Dün “Harika!” dedikleri şeye bugün “Bu muydu yani?” derler.
Övgülerini taksitle vermişler de sen ödemeyi geciktirmişsin gibi üzerlerine yok. Bir bakmışsın, dün sarayda ağırlanır gibi hissettirenler bugün kapına haciz memuru edasıyla dayanıyor.
Sonunda anlıyorsun:
Bazıları için sen, yalnızca işe yaradığın kadar değerlisin.
İşlerine gelmediğin anda, seninle ilgili tüm güzel cümleleri çöpe atıp yerine buruşturulmuş bir iki eleştiriyi koyuyorlar. Utanmazlık ise ayrı bir meziyet; yüzlerinde tek çizgi kımıldamaz. Övmek de gömmek de onlar için hakikat değil, dürtüsel bir gündem yönetimidir.
O yüzden insanın yapacağı en akıllıca şey, böylelerini fazla ciddiye almamak. Çünkü onları ciddiye almak, bir karikatürü biyografi sanmak gibidir: Çizgiler büyük, gerçeklik küçük. Sen yine de gül geç; zira insanın kıymeti, rüzgârla dönenlerin değil, rüzgâr çıksa da yerinde duranların bakışıyla ölçülür.
Ve bil ki: Seni övüp göklere çıkaranların sesi ne kadar gürse, işine gelmediğinde seni eleştirmek için gösterdikleri hız da o kadar yüksektir. Rüzgâr döner, sözler değişir… ama sağlam duran, yine sensin.
- Fuat Sönmez










