Bismillahirrahmanirrahîm
Âmellerimizi îman ile tezyîn eden Rabbimize hamd, O’nun elçisi Efendimize (a.s,) salât ve selâm olsun.
Hz. Aişe’nin naklettiğine göre, Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olandır. Ben aileme karşı en iyi olanınızım. (Tirmiz’i, Menâkıb, 63)
Efendimiz (s.a.s.), yirmi beş yaşında Hz. Hatice (r.a.) validemizle evlenmiş ve onunla uzun yıllar süren örnek bir aile hayatı yaşamıştır.
İlk eşi Hz. Hatice (r.a) vâlidemiz vefat ettikten sonra başka evlilikleri olmuştu Efendimizin.
Peygamberimiz, hayatının her alanında olduğu gibi, evlilik hayatında da Kur’ân rehberliğinde hareket etmiş ve vâlidelerimize karşı her zaman hoşgörülü davranmıştı.
O, eşlerine karşı hiçbir zaman sert ve kaba (Haşa!) bir tutum takınmamış; bilakis her zaman ve her şeye rağmen merhametli ve mülâyim olmayı; güler yüzlü ve nazik davranmayı tercih etmiştir. En zor zamanlarda bile, bunu ihmâl etmemiştir.
Aynı zamanda birden fazla vâlidemizle evli olduğu hâlde adaleti göz ardı etmemeye özen göstermiştir.
Bu tutumu, ziyadesiyle memnuniyet vericidir.
Kısacası, Allah’ın Resul’ü sorumluluklarının her birini en mâkûl şekilde yerine getirmiştir.
Ve…
O’nun evlilik hayatı ciddi olduğu kadar, eğlenceli ve dolu doluydu.
Evliliği monoton değildi.
Mescid ile devlet başkanlığı arasına sıkıştırılmış bir evlilik değildi.
Peygamberimiz, ciddiyetle ibadetini yapar ve aynı hassasiyetle evliliğini yürütürdü. Zira O, evliliği de ibadet kapısı olarak görüyordu. Bunu, sadece yaşantısıyla değil, lisanıyla da sahabeye bildirmiş ve aynısını onlara ve ümmetine emretmişti.
Kâinatın efendisi o günkü imkânlar çerçevesinde eşleriyle yakından ilgilenir, onların sorunlarını çözmeye çalışır ve eğlenmeleri için de gayret ederdi.
Kimi zaman vâlidemiz Hz. Aişe ile yarış yapmış; bazen Efendimiz, Aişe vâlidemizi mağlub etmiş, bazen de Aişe vâlidemiz Efendimizi mağlup etmiştir.
Kimi zamanda onlar, oynayanları seyretmişlerdi.
Şayet bugünün imkânları, o zamanda olsaydı, Peygamberimiz muhakkak bu imkânları meşru dairede değerlendirir ve eşlerine de yine bu meşru dairede hoş ve eğlenceli imkânlar sunar, onların gönlünü kazanırdı.
Allah’ın Resul’ü, evliliğin önem derecesinin farkında olması hâsebiyle her sabah ve ikindi namazından sonra sırası olan eşine uğrar ve o eşiyle samimiyetle kaliteli vakit geçirirdi.
O devleti yönetirken, eşlerini ihmâl etmedi.
O Rabbine ibadet ederken, eşlerini ihmâl etmedi.
O, savaşlara katılırken, onları ihmâl etmedi hatta Efendimiz sefer ve gazvelere giderken, eşlerinden birini kurayla belirler ve onu yanında götürürdü.
Herkese hakkını teslim etti.
Yine…
Efendimiz ağır sorumluluklar altında olduğu hâlde, genelde akşamları eşlerini bir evde toplar, onlara ders verici kıssa anlatır ve bununla onlara hem muhabbeti ve ilmi aşılar hem de hoş ve eğlenceli bir ortam oluştururdu.
Peygamberimiz ümmetinin rehberi ve önderiydi. Dolayısıyla her yönüyle güzel bir örnek olmalıydı ve kuşkusuz da oldu.
Şimdi…
Bugün bize düşen O’nun Sünnetinin örnekliğinde bir hayat edinmektir. Bu, imkânsız bir şey değildir.
Öyleyse bahaneye sarılmanın bir faydası olmayacaktır; tam aksine bahane, kişiyi oyalar durur günün sonuna kadar.
Ve…
Efendimizin evliliği üzerinden kendimize, kendi evliliğimize dönüp bakalım.
Hangi birimizin evliliği Peygamberimizin evliliği gibi akıyor?
Hangimiz, Efendimizin eşlerine karşı olan tavrını takınıyor?
Peygamberimiz eşlerine karşı son derece merhametli, yumuşak ve nezaketle davranmışken, bizim merhametimiz ve nezaketimiz ne derecededir?
Merhametimiz her vakit mi devrede, yoksa bizim dediğimiz yapıldığı zaman mı devreye girer?
Nezaketimiz zaman zaman mı olur, yoksa her hâlükârda mı?..
Şefkat kanatlarımız, bize itaâtkârlık yapıldığında mı açılır, yoksa en zor zamanlarda da mı açılır?
Eşlerimize karşı psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyor muyuz, yoksa emanete layıkıyla mı sahip çıkıyoruz?
Peygamberimiz en zor zamanlarda bile bırakalım eşlerine (Haşa!) bir tokat atmayı, sert bir tutum dahi sergilememişken, biz tam olarak bu işin neresinde duruyoruz?
Biz de Efendimiz hassasiyeti gibi hassas mıyız, yoksa işimize geldiği gibi davranıyoruz?
Sözlerimiz duruma ve zamana göre değişiyor mu, yoksa esas alanımız Efendimizin hayatı ve örnekliği mi?
Kıymetli okur!
Kadınlar, erkeklere Allah’ın ve ailenin emanetidir.
Emanet bilinciyle hareket etmeliyiz.
Müminin emanet hassasiyeti ne seviyede olması gerektiğini ve ihmâl eden kişinin ne dereceye ineceğini Efendimiz söylemiştir.
Bunun gereğinin yapılması, bizim İslâm’a olan bağlılığımızla eş değerdir.
Bunun savsaklanması, Allah’a ve Resul’üne olan ittibamızı zedeleyecektir.
Öyleki, îmanımıza hâlel getirecektir.
Erkek ve kadın ortak bir kararın neticesinde evlenmişlerdir. Bu, hür iradeleriyle yapılan bir mukâbeledir.
Severek ve isteyerek yapılmıştır.
Bu sözleşme ile, her erkek hâl diliyle emanete sahip çıkacağını, emanete zulüm etmeyeceğine hem Allah’a hem de eşinin eilesine söz verir gibidir.
Fakat maalesef bir süre sonra kimilerimiz o sözü unutuyor. Her şey havada kalıyor. Bugün ekranlarımıza yansıyanlar ve kulağımıza gelenler de bunun doğruluğunu tasdik ediyor.
Öte yandan, hiçbir erkek, eşini kendine hizmetçi olarak almaz, hayat arkadaşı olarak alır.
Hiçbir kadın da kendini hizmetçi olarak görmez ve görülmesini de istemez.
Elbette kadın evin temizliğini yapar, yemeğini hazırlar, çocuklarına bakar fakat bunu, evin hizmetçisi olarak yapmaz. O isimle anılmaktan ve görülmekten de rahatsız olur.
Kadın, buna karşılık erkekten sadece ilgi ve anlayış bekler.
Erkeğin gezmeye hakkı varsa evde her türlü hizmeti yapan eşinin de hakkı vardır.
Erkek arkadaşlarıyla bir yerlerde yiyip içmeye hak sahibiyse onun eşi de o durumdadır.
Kaldı ki, bir erkeğin sorumluluğundaki asıl olan eşi ve çocuklarıdır.
Ailemizle geçirdiğimiz vakit, bize ve evliliğimize müspet olarak yansıyacaktır.
Nitekim buna her çiftin ihtiyacı var.
Nedense nişanlılık sürecinde çiftler gezip eğlenirler ama evlilik gerçekleştiğinde, bu hareketlilik son bulur.
Buna, “Düğün masraflarının altında ezildik.” diyen olabilir veya başka bir şey…
Çiftleri ağır bir maliyetin altında inletmek doğru değil tabii. Bu çiftlerin evlilik sürecinde olumsuzluk oluşturur, bu böyle bilinsin.
Şu da bir gerçektir ki; imkânı olduğu hâlde eşiyle bir kere dahi yemeğe gitmeyen, bir yerlerde gezmeyen, eğlenceli vakit geçirmeyen çiftler var.
Eskiler; “Tebdil-i mekânda ferahlık var.” derler.
Hasılı…
Sorumluluklarımız unutulmamalı ve onları karıştırmamalıyız.
Son olarak…
Erkek eşiyle ne derece ilgilenirse o düzeyde karşılık alır. Bu verimlilik, sadece ona yansımayacaktır; çocuklarına da olumlu olarak yansıyacaktır.
Sağlıklı çocuklar, sağlıklı ilişkinin ürünüdür, denilebilir.
Bozuk olan bir ilişkide, sağlam bir bünyeye sahip olan çocuklar beklemek yersiz olabilir.
Çocukların örneği sadece anne ve babası değil, bir de anne baba arasındaki ilişkidir.
O yüzden anne babalar bunu da göz ardı etmemelidirler, derim.















