Bismillahirrahmanirrahîm
Allah’a hamd, Resûl-i Müctebâ’ya salât ve selâm olsun.
Beş altı yaşlarındaki Arda, bir süre yavaşça söylendikten sonra anne ve babasının kararlılığını kıramayınca: “O çikolatayı istiyorum.” diye bağırmıştı, market raflarının dibinde.
O an marketteki tüm meraklı bakışlar ona yönelmişti.
Marketin arka raflarında gezinen yaşlı kadın, yorgun sesiyle:
“Lütfen çocuğunuza sahip çıkın.” diyerek, rahatsızlığını dile getirmişti.
Arda hiç de umursamamıştı ama anne ve babası o kadar vurdumduymaz değildi.
Anne, Arda’nın kulağına eğilmiş, sakince:
“O çikolatayı almıyorum. Artık yeter.” dedi kararlı bir tonla.
Arda annesini itekleyerek:
“Ben istiyorum.” diyordu, ısrarla.
Daha fazla dayanamayan babası, avuçlarını yumruklaştırıp ayaklarını âdeta yere mıhlamıştı. Sertçe Arda’ya bakmış, tam kulağına eğilmişti ki, Arda:
“Çabuk alın!” dedi.
Murat Bey:
“Oğlum, susar mısın. Baksana herkes bize bakıyor.” dedi dişlerini sıkarak.
“Baksınlar, baksınlar. Bana ne!” diyerek, babasının sözlerine aldırış etmemişti küçük Arda.
Anne ve baba bir an göz göze gelmişti. Murat Bey, bu çocuğu sen bu hâle getirdin, dercesine Ayşe Hanım’a bakmıştı.
Ayşe Hanım, eşinin bakışlarını karşılayacak durumda değildi ama derinlerden gelen pişmanlığı acı bir şekilde hissediyordu, içinden, keşke çocuğumu bu ürünlere alıştırmasaydım, diye hisleniyordu.
Bir önceki yazımda teknolojinin bağımlılığı ve çocuklar üzerindeki etkisinden söz etmiştim.
Bu yazıda ise, örneklemelerle yiyecek ve içecekler üzerinde durmak istiyorum.
Bir inek, koyun veya keçi düşünün…
Bu hayvanlar, şartlar müsaitse sahipleri tarafından gündüz vakti dışarıya bırakılır. Özellikle ilkbahar ve yaz ayı hayvanlar için bereketli mevsimlerdir. Bu iki mevsimde, hayvanlar semizleşir, süt bereketli olur.
Şimdi,
bu hayvanlar dışarıdan beslenirken, genelde zararlı olduğunu bildikleri veya içgüdüleriyle hissettikleri zehirli besinleri almaz. Bilinçli olarak almazlar ama besin yetersizliği varsa, seçenek az ise zorunlu olarak o riske girebilir hayvanlar. Bu durumda çok ender.
Hayvan, tat, koku ve deneyim neticesinde zehirli besinleri tanır ve onlardan uzak durma gayreti güder.
Hayvancılık yapanlar bilir, ineğe kokuşmuş saman veya başka bir besin verildiğinde hayvan o besini koklar, uygun görmediğinde, ben bunu yemiyorum, mideme dokunur, der lisanı hâl ile.
Tıpkı bir insanın yemek seçmesi gibi.
Hayvanı yaratan Allah, ona faydalı besinlerle beslenmeyi de ilham etmeyi ihmal etmez. Zira Allah, hiçbir canlıyı başıboş bırakmış değildir. Her canlıya uygun bir şekilde ilhamını vermiştir. Şayet Allah, bir hayvana ilham vermemiş olsaydı, o hayvan barındığı yeri bulamazdı, yavrusunu tanıyamazdı vs.
Yani, her şey bir düzen içerisinde yürüyor. İşleyişte, işler tersine gitmez.
Allah’ın düzeninde her şey ahenkle yürür.
Her ne kadar biz hayvanları basit bir canlı olarak görsek de düşündüğümüz kadar olmadığını bize Allah kitabında bildiriyor.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız.”
(İsrâ, 17/44)
Bu âyet, bizi hayvanların da bir şekilde zikirle meşgul olduğunu beyân eder. Öyleyse, yaratılan her canlıyı, yaratılış itibariyle kıymetli görmek lazım.
Hayvanlar da Allah’ın izni dahilinde hareket eder. . Bir hayvan, Allah’tan bağımsız yaşayamaz. Zira Allah, onun sahibidir. O yüzden o hayvanlar, zararlı veya faydalı olanı O’nun ilhamıyla seçer.
Bir anne hayvanın, aldığı besinlerden dolayı yavrusunun zehirlendiğini işitmedik.
Hatta kimi hayvanlar, yavruları için besin değeri yüksek olan otları tercih eder. Şayet Allah’ın izniyle olmasa hayvanlar bunu nereden bilebilir?
Bu girişle alakalı diyebiliriz ki, hayvanlar hem kendi hem de yavruları için doğru tercih yapar hatta bu hayvanlar tercihlerini doğru yaptıklarından dolayı, günümüzde tıp bu hayvanların sütünün insan sağlığı için faydalı olduğunu dile getiriyor.
Sadece bu üç hayvan üzerinden örnekleme yaptım, diğer hayvanlar da buna benzer bir işleyiş içerisindedir.
Şimdi yazımızın giriş kısmına gelecek olursam…
Bu kısa sahnenin birçok benzeri vardır günümüzde maalesef. Keşke birçok anne baba ve çocuklar açısından işler bu aşamaya gelmemiş olsaydı fakat ne yazık ki bu durumda olan çok çocuk var.
Artık her şey apaçıktır.
Birçok anne baba hangi yiyeceğin ve içeceğin sağlıklı olduğunu bilir. Seçenek sayısı da azımsanacak durumda değildir. Kişi isterse sağlıklı besinlerle çocuklarını büyütebilir.
Bu, imkânsız değildir.
Doğrusu bir ebeveynin çocuklarına sağlıksız besinleri neden verdiğini anlayamıyorum, anlamak da istemem zaten.
İnsan bile bile çocuğuna nasıl zarar verebilir?
Bunun hiçbir açıklaması, akıl kârı ve etik değildir.
Her şeye rağmen anne baba dik ve kararlı bir duruş ile çocuğun isteklerini minimize edebilir, etmelidir de.
Hangi çocuklu eve bakıyorsak orada ambalajlı ürünler vardır.
Gazlı, şekerli ve asitli içecekler; cips türü vs.
Tıbben ambalajlı birçok ürünün insanın anatomisine zararlı olduğu biliniyor. Zira içinde birçok katkı maddesi vardır.
Bir örnekleme,
gazlı, şekerli, asitli ve kafein içeceklerin zararlı olduğunu bilmeyen yoktur. Çocuklar da bunu birilerinden öğrenmiştir kuşkusuz
Saygın bir doktorun kitabında okumuştum, diyordu ki: “Kola ve benzeri içecekler insanın kemiklerini cılızlaştırıyor ve ufak bir düşmede kemikler kırılır.”
Ve yine,
uzmanların diliyle, bunlar dişlere zarar verir, kan şekerini yükseltir, kilo artışına sebep olur. mide ve bağırsaklarda rahatsızlık yapar vs.
Maalesef kola ve benzeri içecekleri çocuklar su gibi tüketiyor.
Tabii, bu işin baş müsebbibi onlara rehberlik eden yetişkinlerdir.
Onlar kendini dizginleyemiyor ki, çocukla baş edebilsinler.
Yetişkinler bu tür içecekleri çocuğun gözü önünde tüketirken, o çocuğun, o içecekten imtina etmesi mümkün müdür?
Hassasiyet sahibi olmayanlar, çocuklarına bu alışkanlığı kazandıramaz.
Çocuğunu sağlıklı büyütmek isteyen, market raflarından ne aldığına dikkat etmeli.
Farkındalık sahibi olup bunu çocuğun zihninde de canlı tutmalı.
Ne üzücüdür ki, hâlimiz sadece bundan ibaret değildir.
İçecek kadar hatta daha kötüsü bir durum olan çocuklarımızın gıda takviyeleri yerine, dışarıdan beslenmeleridir.
Lokantaları falan kastetmiyorum.
İşaret etmek istediğim; ambalajlı ürünlerdir. Yaşadığım çevrede market raflarından beslenmeyen çocuk yok denecek kadar azdır.
Marketlerden alışveriş yaptığımızda sepetlerde illaki çocuklar için alınan gıdanın yerine geçen ürünler vardır.
Zaman zaman marketlerde çocukların ellerinde bu ürünleri görmek de mümkündür.
Kimi ebeveynler de tam bu durumdan yakınıyorlar; “Benim çocuğum evde yemek yemez.”
“Bir marketin yanından geçtiğimizde çocuğum beni zorla içeriye götürür.”
“Çocuğumla dışarı çıkmak bile istemiyorum.”
Bu şikayetleri maalesef duyuyoruz.
Peki, bu çocukları kim bu hâle getirdi?
Dışarıdaki biri, evlerimizdeki çocuğumuza bu alışkanlıkları kazandırabilir mi?
Dışarıdan birinin bu alışkanlığı kazandırmadaki etkisinin sınırlı olduğunu düşünüyorum.
Öyleyse, bir günah keçisi arayacaksak dönüp kendimize bakalım.
Hamur mesabesinde olan çocuklarımızı biz şekillendiriyoruz. Onların damak tadını, alışkanlıklarını hatta tercihlerini zamanla biz belirliyoruz.
Öyleyse onlara, hoşumuza gitmeyecek bir şekil vermeyelim.
Soframıza kadar sızan sessiz tehlikeleri fark edelim; çocuklarımızın sağlığını ve geleceğini, geçici lezzetlere feda etmeyelim.















