Bismillahirrahmanirrahîm
Kalplerimize muhabbeti yerleştiren Rabbimize hamd, Resûl-i Müctebâ’ya salât ve selâm olsun.
“Senin her şeyinden nefret ediyorum.” dedi otuz beş, kırk yaşlarındaki kadın.
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Efendimiz (a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse karısına (Eşine) kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”
(Müslim, Radâ, 61)
Hiçbir erkek veya kadın hepten kötü değildir. Her insanın mutlaka güzel bir yönü vardır. Bir kimsenin kötü huyu, güzel özelliklerini bütünüyle örtmemelidir.
Eş, eşinin iyi yönlerini düşünmeli ve oraya odaklanmalı şükretmelidir.
Kadın kocasının ses tonundan rahatsız oluyorsa, güzel ahlakını göz ardı etmemeli.
Yemek yiyişinden rahatsız oluyorsa, sadakatini aklına getirmeli.
Dağınıklığından rahatsız ise, helâl kazancı ile övünmeli.
Erkeğin veya kadının eşini bütünüyle kötülemesi; basiretsizlik, vicdansızlık ve zulümdür. İnsan, Allah’ın yarattığı ve değer verdiği bir varlık olarak saygıyı hak eder.
Elbette erkek veya kadın eşlerinde var olan bir alışkanlıktan rahatsız olabilir. Bu, normaldir.
Ancak birinin, “Benim eşimin hiçbir güzel yönü yok.” demesi ahlâkî ve vicdanî değildir. Çünkü nefret, insanın tahammülünü ve anlayışını daraltır; hatta güzel olanı görmesine engel olur.
Öyleki, kişi kendisine yapılan onca iyiliği dahi bir anda yok sayabilir.
Tabii bu, kişinin anlayış ve hassasiyetiyle ilgilidir.
Şu bir gerçek ki; kişi görmek istediğini görür ve duymak istediğini duyar.
Sadece eşinin kusurlarına odaklanan kişi, zamanla onun güzel yönlerini göremez hâle gelir.
Kusurlar büyütüldükçe büyütülür, iyilikler ise küçülür. Nihayetinde küçük bir sorun, içinden çıkılması güç bir hâle gelebilir.
Olan yalnızca karı ve kocaya değil, varsa çocuklarına da olur. Bu yüzden konuşmadan önce düşünmeliyiz.
Düşüncelerimiz dilimizi yönlendirmeli; dilimiz ise gönüllere bal gibi akmalı.
Bu dil, kalpleri onarır ve sağlıklı bir ilişki ve bireyler yetiştirir.
Dikkat buyurun!
Hiçbirimiz mükemmel değiliz. Her birimizin hoş olmayan bir yönü mutlaka vardır. Kendimizi kusursuz görmek, hatalarımızı fark etmemize engel olur.
Kusurumuzu görmezden gelerek iyileşemeyiz, gelişemeyiz; bilâkis sorunlarımızı fark etmeli ve onları düzeltmek için gayret göstermeliyiz.
Öte yandan hatamızı bize söyleyen her kim olursa ona kulak vermeli ve onu değerli görmeliyiz.
Ve…
Bugün aynı evde doğup büyüyen kardeşler arasında bile birtakım anlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Hâl böyleyken birbirlerinin huyunu, mizacını ve alışkanlıklarını bilmeyen iki insanın bir araya gelip aynı evde hiçbir problem yaşamamaları beklenebilir mi?
Asıl mesele, sorunları haddinden fazla büyütmemek ve çözümü imkânsız görmemektir.
Çözülemeyecek gibi görünen sorunların bile, tarafları incitmeden çözülecek bir yolu vardır elbet.
Ne kadınların ne de erkeklerin eşinden nefret etmesi doğru ve çözüme ulaştıran bir yaklaşım değildir; bilâkis bu, meseleyi daha da sarpa sardırır, aşılmaz bir engel olur.
Yazımın başında tırnak içinde verdiğim cümle, bir kadının veya erkeğin ağzından çıkmamalıdır. Bu, nefrette haddi aşmaktır. Her ne kadar kişi eşiyle bir sorun yaşıyor olsa da eşine kin kusmamalı, nefreti, mümin kimliğini aşmamalı; merhametle düşünmeli, konuşmalı ve hareket etmelidir.
O süreçte empati kurarak, eşinden işitmek istemediği lafları, eşine söylememelidir. Kişi kendisi için istemediği bir lafı, başkasına söylemeyi zül saymalıdır.
Yine…
Kişi, eşinin güzel yönlerine bakarak duygularını ve dilini iyileştirmelidir. Bir tarafın dili değiştiğinde, diğer taraf da bundan etkilenebilir; merhamet duygusu yeniden canlanabilir hatta aralarındaki muhabbet tazelenebilir.
Ufak bir sorun için gemileri yakmak, hiç kimseye fayda vermez. Her iki taraf için hayat çekilmez olur. Bu yola girmeden önce çiftler enine boyuna düşünmeli.
Çiftler yolun başında, birbirlerine karşı sabırlı, merhametli insaflı olacaklarını vadetmelidir.
Merhametli ve sabırlı bir insan, eşine yarı yolda bırakmayı en düşük ihtimal olarak görür.
Bir insanla aynı yol için yola çıkılmışsa hafif bir tökezlemede inmeyi düşünmek merhametli ve akıllı insanın yapabileceği bir şey değildir.
Evlilik yolculuğunda sorun çıkması savaşla eş değer değildir ki, böyle bir düşüncesi olanın evlenmemesi daha uygun olacaktır.
Evlilikte sıfır sorun olmaz. Böyle bir beklenti içinde olmak da yersiz.
Bu yolculukta rol, her iki tarafa düşüyor.
Evliliğin sağlıklı yürümesi kadın tavrına da bağlıdır.
Kadın eşini, sadece dünyada hayat arkadaşı olarak değil, ahirette de kendine eş olarak görmeli.
Kadın, eşinin dünyasını imar etmek için mücadele ediyorsa ahiretinin de iyi olması için gayret içinde olmalıdır.
Kadının eşi dindar ise o da onun dindarlığını örnek almalı ve o yolda revân olmalıdır.
Kadın, eşine itaâtkârlığı sadece geleneğin ürünü olarak değil, Allah’ın emri olarak görmelidir.
Kadın, eşine hizmet etmeyi kölelik olarak görmeyi kerîh saymalı.
Kadın, eşinin sırlarını başkalarına aktarmayı asla aklından geçirmemeli ve bunu aile sırrı olarak görmeli.
Kadın, eşinin İslâm ile örtüşen emirlerine itaâtı dinî bir sorumluluk olarak görmeli; eşinden gelen İslâm dışı her talebe karşılık da mücadele etmeyi cihât seviyesinde görmelidir.
Kadın, eşinin anlayışsızlığına, merhametsizliğine karşı duruşunu bozmamayı ilke edinmeli.
Kadın, eşinin hakaretlerine karşı Kur’ân ve Sünnet ile karşılık vermeli.
O, bilmelidir ki hakaret, hakareti sindiremez.
Kadın, eşinin psikolojik ve fiziksel şiddet anlayışına karşılık olarak; onu İslâm ile ıslah ve terbiye etmeyi en doğru yol ve çözüm bilmeli.
Kadın, eşini kaybetmenin yollarını değil, kazanmanın yolunu en güzel bir şekilde değerlendirmelidir.
Kadın, eşini kaybetmemeyi inancı kadar önemsemeli ve bu doğrultuda asla ihmâlkârlık etmemeli.
Son söz…
Evlilik için yapılan her iyilik, gelecek için teminat ve ahirete yapılan iyi bir yatırımdır.
Evliliğin sağlıklı olması sadece eşler için değil, çocuklar ve hatta toplum için de önemli bir değerdir. Zirâ, toplumun sağlıklı yapan aile ilişkileridir.















