Bingöl siyasetini izlemek, ömrünüzün 20 yılını aynı dizinin tekrar bölümünü seyrederek geçirmek gibi. Senaryo aynı, dekor aynı… Oyuncular değişse de replikler birebir:
“Mega proje geliyor.”
“Bingöl şahlanacak.”
“Seneye başlıyoruz.”
Bu “seneye” var ya… Bingöl’de o “seneye” belediye zabıtasının uçan arabaya bineceği gün gelecek, ama proje başlamayacak.
İktidar kanadıyla başlayalım…
AK Parti Bingöl Milletvekilleri Fevzi Berdibek ve Zeki Korkutata geçen sene “Bingöl’ün altın çağı başlıyor” dediler. Eğer “altın çağ” dedikleri şey, Bingöl Devlet Hastanesi’nde MR sırası için üç ay beklemekse, tebrikler… Siz çağ açtınız, biz de beklemekten çağımızı kapattık.
Organize Sanayi Bölgesi için “Binlerce kişiye iş” dediler. Şu an çalışan sayısı, bazı köylerdeki düğün davetlilerinden az. O kadar az ki, personel sayımına başladığınızda öğle yemeğine yetişiyorsunuz.
Muhalefet?
Bingöl’de muhalefet, seçimden seçime ortaya çıkan mevsimlik bir bitki gibi. Mevsimi gelir, iki ay boyunca boy gösterir, sonra kurur, kaybolur. Geri kalan dört buçuk yılda ne görürsünüz ne duyarsınız.
Program mı? Yok. Proje mi? O da yok. Tek bildikleri cümle: “Bu iktidar gitsin.” Tamam, gitsin… Peki sonra ne olacak? “Günü gelince konuşuruz.” O gün de nedense hiç gelmiyor.
İktidarın her adımını eleştirmek kolay… Ama “yerine ne yapacağız” sorusuna cevap vermek zor. Çünkü cevap vermek, çalışmayı, düşünmeyi, risk almayı gerektirir. Bingöl muhalefeti ise riskten, emekten ve net konuşmaktan ustalıkla kaçıyor.
Seçim zamanı gelir, esnafa uğrarlar. “Siz bizi seçin, her şey düzelecek” derler. Hangi projeyle, hangi bütçeyle, hangi planla? Onu kimse bilmez. Sandık kapandı mı, verilen sözler sessizliğe gömülür. Sonra dört yıl boyunca tek faaliyetleri, sosyal medyada iktidarın yanlışlarını paylaşmak olur. O da çoğu zaman yarım yamalak.
Kısacası Bingöl’de muhalefet, iktidara karşı en etkili silahı kullanıyor: Sessizlik. Bazen bir basın açıklaması yapıyorlar, onda da üç cümleden fazlası çıkmıyor. Ne vizyon, ne strateji, ne de halkı heyecanlandıracak bir hedef… Sanki siyaset değil, mahalle dedikodusu yapıyorlar.
Belediye cephesi…
Belediye Başkanı Erdal Arıkan her fırsatta “Bingöl değişiyor” diyor. Doğru, kaldırımlar yılda üç kere değişiyor.
Bir yıl önce yapılan kaldırımlar, bu yıl yeniden sökülüp takıldı. Neden? Çünkü Bingöl’de altyapı planı, “Yap – Sök – Tekrar Yap” modeline dayanıyor. Bu tempoyla gidersek 2030’da kaldırımlar NASA standartlarında olur. Ama yollar mı? Yağmur yağınca hâlâ göl olur. Yani Bingöl’de en büyük su birikintileri, barajlarda değil, mahalle aralarında.
Gelelim su meselesine…
Bingöl’ün suyu o kadar sert ki, pH değeriyle değil, çekiçle ölçülür. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, kettle… Hepsi birkaç yıl içinde kireçten mezara göçüyor. İnsanların yaşam kaliteleri de bile bu sudan nasibini alıyor.
Son günler de Ankara’dan bakanlar adeta çıkarma yaptı. Her biri “Büyük su projesi bitti” dedi. Ama işin ironisi şu: Bingöl’e hayat verecek suya sadece 3 kilometre kalmış. O son 3 kilometre nedense aylardır gelmiyor. Yani Ankaralı bakanın Bingöl’e gelmesi kolay, suyun gelmesi hâlâ mucize.
Ve otogar hikâyesi…
Yıllardır vaat edilen “yeni şehir otogarı ve ilçe otogarları”… Mevcut şehir otogarının çatısı yağmurda akıyor, kışın peronlar buz tutuyor. İlçe otogarlarının hâli ise ayrı bir utanç tablosu: Çoğu hayvan barınağından daha kötü. Bekleme salonu yok, ısınma yok, hijyen yok… İnsanlar valizle değil, sabırla bekliyor.
Sonuç?
Bingöl’de siyaset, umut ticaretidir. Seçim zamanı gelir, “Bu sefer olacak” diye bağırılır. Halk, belki yine inanır. Sonra dört yıl boyunca aynı cümle: “Seneye başlıyoruz.” Ve biliriz ki Bingöl’de “seneye” dediğin tarih, Ay’a belediye otobüsü seferleri başladığında gelir.
- Fuat Sönmez











