Sabah kalktım, bir çay bir sigara… Baktım gene Bingöl aynı Bingöl.
Gömleği pantolonun içine soktum, ayakkabıyı silmeden giymem, ayıptır.
Daldım yola, ilk durak Afatlar Mahallesi… Köprünün altına doğru yürüdüm.
İki genç sırtını duvara vermiş, ellerinde poşet, burunlarında kibrit çöpü.
“Gardaş siz kendinize ne yapıyorsunuz burda?” dedim.
Biri baktı, biri kaçtı… Öbürü “Abe, kafamız güzeldir, dert çoktur” dedi.
Dert çokmuş… Ula sizin yaşınız kaç ki dertiniz olsun?
Biraz yürüdüm, baktım bizim Mahmut Dayı çay demlemiş.
Hemen iliştim yanına.
“Mahmut Dayı,” dedim, “gençlik nereye gidiyor?”
“Oğul, hele ki tembelliklerinden bir yere gittikleri yok… Ama silah var, toz var, iş yok, güç yok,” dedi.
Dedim “Dayı, senin gençliğinde napıyordunuz?”
“Biz bağda bostanda çalışırdık, şimdi gençler telefonun içindeler.”
Ordan çıktım, Mirzan Mahallesine geçtim… Bir sokak başında düğün var, bir yanda kavga.
“Düğünde silah sıkmak yasak değil miydi?” dedim.
“He gardaş ama bizde yasak da adettir,” dedi biri.
Sonra bizim komşu Sabri Abi denk geldi, “Gel hele otur, bir ayran iç,” dedi.
İçtim ayranı, ama içim yanıyor… Gençler ya kaçmış batıya ya da batmış uyuşturucuya.
Kıbrıs Mahallesine geçtim, baktım okul çıkışı çocuklar arasında “met” muhabbeti dönüyor.
Kardeşim bu mahalle Kıbrıs’tan gelmedi ama bu gençlik sanki savaş görmüş gibi.
Bir köşede amca torununa bağırıyor: “Ula Zekî, gene telefonla mı yatıp kalkıyon, kafanı kaldır göğe bak biraz!”
Göğe bakınca bile bazen umut görünmüyor, bulut kaplamış Bingöl’ün üstünü.
Son olarak Yeni Mahalle’ye geçtim, dere Kasaranın kenarına indim.
İki genç daha oturmuş, biri yere çizik çiziyor, öbürü sessizce dalmış.
Sanki bütün şehir yorgun, sanki bütün gençlik susmuş.
Dedim kendi kendime: “Bu şehir neden gençlerine yol gösteremiyor?”
Mahalle mahalle gezdim, her sokakta başka bir çığlık duydum.
Kimi kafasını göğe dikmiş, kimi elini beline atmış; kimi hayal kuruyor, kimi hayallerinde boğuluyor…
Belki de biz, ışığını kaybetmiş bir fener gibiyiz.
Yol var, yürüyen yok; umut var, gören yok.
Oysa Bingöl güzel, insanı candır.
Biraz ilgi, biraz emek, biraz da hakiki dostluk lazım.
Gençliğe sahip çıkmazsak, yarın sabah uyanınca sadece bir şehir değil, bir nesli kaybetmiş olacağız.
Ben ne olayım, Bingöl neyleye?
Ama yine de umudum var:
Belki yarın köprü altındaki genç, cebinden poşet yerine kalem çıkarır.
Belki silah yerine kitap taşır belinde.
Belki o zaman gökyüzü de bize güler.











