Bingöl’de bir masaya oturursunuz; çay daha yarılanmadan memleketin bütün sosyolojisi o masanın kenarına ilişir. Ve ilginçtir, her masada aynı döngü döner durur:
İyilik susar, kötülük bağırır, menfaat doğru yeri bulur, çıkar ise herkesi atlayıp hep aynı cebe düşer.
Bu döngünün dört sembolik taşıyıcısı var:
Muro, Zeko, Yuno ve Fero.
Ve ne kadar zaman geçerse geçsin, memlekette taşlar hep aynı yere yuvarlanıyor.
Muro’dan başlayalım.
Bingöl’ün “iyi adam kontenjanı”.
Hani kimseyi incitmemek için kendi canını sıkmaktan çekinmeyen, iyiliği dert edinmiş olanlardan.
Şehirde “Muro iyi insandır” cümlesi ezan vakti kadar rutindir.
Fakat şehrin başka bir gerçekliği var:
İyi olmak yetmez.
İyi adamlar buralarda hep sessiz kalır.
Ve sessiz kalanlar, masanın kaderini belirleyemez.
Muro’nun iyiliği değerli ama etkisizdir.
Tarihin her sayfasındaki o bildik rol…
İyiler sever, övülür, ama asla dümenin başına oturtulmaz.
Ve sahneye Zeko çıkar.
Zeko’nun sesi hiç kısılmaz.
Hatta bazen konuşmasına bile gerek yok; kaşının hareketiyle bile masanın istikametini değiştirir.
Abartmıyorum:
Bingöl’de sokağın rüzgâr yönü değişse “Zeko ne dedi acaba?” diye bakan çıkar.
Kötülük mü?
Hayır, Zeko’nun ki bildiğimiz kötülük değil.
İçine sinmiş, kendini meşrulaştırmış, sesine güç katan bir sertlik.
Bağırınca haklı sayılan, sustuğunda bile korkusu masaya çöken cinsten.
Kalabalık onun peşinden sevdiği için gitmez.
Korktuğu için gider.
Ama ne tuhaftır ki, ertesi gün aynı kalabalığa sorarsınız:
“Zeko haksız değil ha…”
Ayaz vurunca düşünce donar, memleket de bunu “hikmet” zanneder.
Yuno’ya geliriz.
Yuno, memleket siyasetinin küçük modeli gibidir:
Menfaat neredeyse orada duran, tarafı sorulunca önce havaya, sonra kalabalığa bakan adam.
Bu şehirde rüzgâr yön değiştirir; Yuno’nun durduğu yer de değişir.
Muro’nun iyiliğinden medet umduğu günler de olmuştur,
Zeko’nun gölgesine kaçtığı akşamlar da…
Ama şunu bilin:
Yuno kimsenin arkasında durmaz; ancak herkesin yanında gözükür.
Gerektiği kadar iyi, gerektiği kadar kötü, gerektiği kadar tarafsız…
Yani tam bir hesap makinesi.
Ve Fero…
Asıl ilginç olan Fero’dur.
Çünkü Fero’nun bir ideali yoktur, bir düşmanı yoktur, bir dostu yoktur.
Fero’nun sadece kendisi vardır.
Bingöl’ün bütün masalarında rahatça oturur,
herkese bir tebessüm gönderir,
her kesime oynar ama hiçbir kesime ait olmaz.
Fero’nun tek derdi bellidir:
Akşam yatarken aynadaki adama ne kadar kazandırdığıdır.
Kaymak neredeyse, Fero çoktan ekmeğini oraya sürmüştür.
Ve böylece döngü tamamlanır:
Muro’nun iyiliği masaya huzur getirir,
Zeko’nun sesi huzurun üstüne çöker,
Yuno menfaati koklayıp yer değiştirir,
Fero ise tüm hengâmenin sonunda kaymağı sessizce cebine indirir.
Bingöl’de kim ne derse desin, tablo budur.
İyilik değer görür ama karar veremez.
Kötülük korku salar ve etkili olur.
Menfaat her yere sızar.
Ve çıkar, en sonunda hep aynı adrese gider.
Şehrin değişmeyen defterine bugün de aynı not düşülür:
“Gürültüyü Zeko çıkarır, Yuno hesaplar, Fero toplar; Muro ise iyi adam olarak kalır.”
Döngü kapanır.
- Fuat Sönmez









