Bingöl dün yine kendine yakışanı yaptı.
Gazze için atılan her adımın, her yüreğin, her duanın yanındaydı bu şehir.
Soğuğa, yorgunluğa, gündelik telaşlara rağmen binlerce insan tek bir amaç için toplandı:
Mazlumun sesi olmak, ümmetin onuruna sahip çıkmak.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar... Her biri Filistin'in o acı yükünü kendi omzunda hissediyordu.
Bingöl, dün bir şehir değil, bir vicdandı.
Gazze için atan bir kalp gibiydi.
Ama işte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir şeyler eksikti. Hem de çok belirgin şekilde.
13 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle kurulan İslami Kardeşlik Platformu, belki niyetiyle büyük bir iş yaptı, ama organizasyonun bazı damarlarında tıkanıklık vardı.
Ses sistemi mi dersiniz, konuşmaların ruhsuzluğu mu...
Gazze'nin acısını, öfkesini, duasını o kalabalığa geçiremeyen bir sahne kuruldu dün.
Hakkı olan bir coşku, yankısını bulamadı.
Halk duyguluydu, ama o duygu sahnede yankılanmadı.
Gazze bir destandır, o destanın her anlatımı da bir inanç,
bir titreme ister.
Oysa mikrofon uğuldayınca, kelimeler boğulunca, o destan yarım kaldı.
Yürekler oradaydı ama ses yoktu.
Bu, affedilir bir eksiklik değil.
İslami Kardeşlik Platformu, şimdi kendi içinde acilen toplanmalı.
Bu halk o kalabalığı doldurduysa, sahnedekiler de o emeğin hakkını vermelidir.
Ses sisteminden başlayarak, konuşma disiplinine, duygu aktarımından sahne düzenine kadar her şeyi yeniden düşünmek şarttır.
Gazze için toplanan bir meydan, ciddiyet ister.
Çünkü Gazze'nin meselesi, bir ses meselesi değil, bir ruh meselesidir.
Ama şunu da söylemeden geçmeyelim:
Bingöl halkı dün, onurlu bir duruşun adını yeniden yazdı.
Kimi sessizce dua etti, kimi yumruğunu havaya kaldırdı.
Kimisi gözyaşını sakladı, kimisi Gazze'nin çocukları için ağladı.
Ve tüm bunlar, sahnedeki hataları bile gölgede bırakacak kadar büyük bir bilinçti.
Gazze, belki kilometrelerce uzakta...
Ama Bingöl'ün kalbi dün oradaydı.
Eksikleriyle, aksaklıklarıyla, ama tertemiz bir niyetle. Bu şehir, ümmetin vicdanıdır.
Fuat Sönmez











