Gazze yanıyor.
Orada her gün çocuklar açlıktan ölüyor. Bir parça ekmeğe muhtaç kalmış bebekler annelerinin kollarında nefesini veriyor. Bombalar, füzeler, tanklar… İnsanlığa dair ne varsa her gün biraz daha yerle bir oluyor.
Ve biz burada ne yapıyoruz?
Şölen.
Evet, yanlış duymadınız: “Bir Anadolu Şöleni Bingöl.” Hem de Bingöl’de.
Şölenmiş, eğlenceymiş, kültür buluşmasıymış… Kulağa hoş geliyor, değil mi? Ama bir sorun var: Gazze’de mezarlar kazılırken, çocuklar açlıktan kıvranırken, birilerinin çıkıp halay çekmesi, saz çalması, sahne kurması, ışıklar yakması mide bulandırıcı bir manzaradan başka bir şey değil.
Soruyorum:
Bu nasıl bir akıldır?
Bu nasıl bir vicdandır?
Gazze’de ekmek kuyruğunda bombayla parçalanan bir çocukla, burada sahnede şarkı söyleyen sanatçıyı yan yana düşünün. Biri açlıktan ölürken, diğeri neşeyle türkü söylüyor. Ve biz buna “şölen” diyoruz.
Kusura bakmayın ama bu işin adı gaflet değil, bu işin adı kayıtsızlık değil, bu işin adı düpedüz vicdansızlıktır.
Ey bu şenliği düzenleyenler!
Cehennemi hiç mi hatırlamıyorsunuz?
Gazze’de ölen her çocuk sizin bu ışıklı sahnenizde yankılanacak. Siz o şarkıları söylerken bir annenin kalbi paramparça oluyor. Siz alkış tutarken, Gazze’de toprağa yeni bir çocuk daha gömülüyor. Ve siz hâlâ “eğlence” diyorsunuz.
Dünyada zalimler her zaman vardı. Ama en az onlar kadar tehlikeli olan, zalime sessiz kalanlardı. Siz sessiz kalmıyorsunuz belki, ama daha beteri: gürültüyle, şatafatla, şenlikle bu sessizliği örtüyorsunuz.
Gazze diye bir derdimiz yokmuş gibi davranıyorsunuz.
Ve bu utançtan kaçamayacaksınız.
Çünkü bir gün tarih yazacak: Gazze bombalanırken, Anadolu’da, Bingöl’de şölen düzenlendi.
Ve o zaman hiçbir mazeret, hiçbir açıklama bu ayıbı örtmeyecek.
- Fuat Sönmez











