“Çok az kişi gerçekten kim olduğunu bilir, ama herkes seni nasıl görünüyorsan öyle sanır.”
Nasıl görünüyorsan öyle tanınıyorsun artık.
Çünkü bu çağda hakikat değil, ambalaj önemli.
İnsanlar seni anlattıklarınla değil, paylaştıklarınla ölçüyor.
Zeka, emek, karakter… hepsi bir “story” süresine sığmak zorunda.
Yirmi dört saatte silinen hayatlar, kalıcı bir iz bırakmayı umuyor.
Birileri lüks arabada “karakter” satıyor,
Bir diğeri aynada “özgüven” pozu veriyor.
Kimse kendine sormuyor:
“Ben kimim gerçekten?”
Soramaz da. Çünkü cevabı beğenmeyeceğini biliyor.
Bir dönemin insanı olmak kolay, o dönemi aşmak zordur.
Biz kolayı seçtik.
Görünür olduk, ama eksildik.
Konuşur olduk, ama anlamaz hale geldik.
Herkesin “kişisel markası” var, ama kişiliği yok.
Kendini pazarlamak, kendin olmaktan daha değerli artık.
Bir dönem vardı, insanın itibarı sözüyle ölçülürdü.
Şimdi “beğeni sayısıyla”.
Zenginlik arabayla, akıl takipçiyle, mutluluk filtreyle ölçülüyor.
Ve ne acıdır, kimse bunun komik olduğunu bile fark etmiyor.
Toplum, dev bir vitrine döndü.
İçerisi boş ama cam parlıyor.
Herkes birbirine sahte paralarla hava atıyor;
kimse gerçeği görmek istemiyor.
Ama gerçek, ne yaparsan yap bir gün sızar.
Fotoğrafın ışığını düzeltirsin ama gözündeki yorgunluğu gizleyemezsin.
Filtreyle genç görünürsün ama ruhunun kırışıklıkları kalır.
Ve sahne yeniden kuruluyor.
Maskeler parlatılıyor, sözler ezberleniyor, bakışlar prova ediliyor.
Ama bu kez, perde aralandığında biri soracak:
“Gerçekten ben miyim bu?”
Cevap, belki sessizlikte yankılanacak.
Belki de ilk kez, yankı bile olmayacak.
Unutma:
İmaj geçer, iz kalır.
Ve bir gün perde kapanır, alkışlar diner.
O zaman herkes geriye bakar…
Ve kim olduğunu değil, kim olmadığını fark eder.
- Fuat Sönmez











