Bizim milletin en büyük sporu futbol değil aslında. O, sadece haftada bir oynanıyor. Asıl milli sporumuz “haklı çıkmak.”
Evde, işte, kahvede, trafikte, hatta market kuyruğunda bile oynanıyor bu oyun. Kural basit: Son sözü sen söyleyeceksin, karşı taraf pes edecek, sonra da “Oh, koydum lafı” diye içinden sevinç çığlığı atacaksın.
Ne kazandık? Koca bir hiç.
Dün akşam bir dost meclisinde, biri “limonlu su zayıflatır mı?” diye sordu. Masada beş kişi, beşi de diyetisyen kesildi.
Bir tanesi bilimsel kaynakla geldi, öbürü “ben denedim işe yarıyor” dedi, bir diğeri “annem hep içer” diye noktayı koydu.
En sonunda biri “abi sen zaten içsen de erimezsin” deyip kahkahayı patlattı, tartışma bitti.
Haklı kimdi? Bilinmez. Ama eğlenen belliydi.
Biz haklı çıkmayı o kadar seviyoruz ki, bazen kendi huzurumuzu bile tartışmaya yatırıyoruz.
Kavga bittiğinde kimse gülmüyor ama herkesin içinden “Benim dediğim doğruydu” yankılanıyor.
Yani kimse kaybetmiyor gibi ama aslında herkes bir şey yitiriyor.
Bir dostluğu, bir sohbetin tadını, bir tebessümü…
Sosyal medyada da durum aynı.
Birisi bir şey yazıyor, altına yüz tane “yanlış” geliyor.
O da geri yazıyor, “sen anlamamışsın.”
Sonra öteki, “sen cahilsin.”
Bir bakmışsın, sabah olmuş, kimse kimseyi ikna edememiş ama herkes birbirini kaybetmiş.
Günün sonunda ne bilgi artıyor ne nezaket. Sadece tansiyon.
Bazen düşünüyorum, biz “haklı çıkmak”la “haklı olmak” arasındaki farkı kaçırdık galiba.
Çünkü bazen haklı da olsan, susmak daha kıymetli olabiliyor.
Çünkü susmak bazen akıldan değil, sevgiden geliyor.
Ama tabii ki hepimiz zaman zaman dayanamıyoruz.
İçimizde bir yer, “O son cümleyi ben bir koyayım, görsün!” diyor.
Sonra koyuyoruz o cümleyi, karşımızdaki susuyor…
Ve o sessizlikte bir zafer hissi doluyor içimize.
Oysa belki de karşımızdaki kırılmış, belki o sessizlik mağlubiyet değil, incinmişlik.
Haklı çıkmayı bir süreliğine rafa kaldırsak nasıl olurdu acaba?
Bir tartışmada karşımızdakinin gözlerine bakıp, “Tamam dostum, sen haklısın” diyebilsek mesela.
Belki o an gururumuz hafifçe sızlar ama içimizden bir sıcaklık geçer.
Belki o zaman kazandığımız şey, bir tartışma değil, bir gönül olurdu.
Ama merak etmeyin, bunu yazarken bile içimden bir ses diyor:
“Yok canım, yine de bazen haklı çıkmak lazım!”
İşte biz buyuz. Ne tam kazanan, ne tam kaybeden.
Ama yine de inatla tartışan… Çünkü belki de en çok o tartışmaların içinde kendimizi buluyoruz.
Yeter ki sonunda, birbirimizi kaybetmeyelim.
Fuat Sönmez









