Türkiye’nin Papa’yı karşılamasını siyasi açıdan normal buluyorum. Diplomasi böyle çalışır; devletler görüşür, konuşur, tartışır. Papa da sonuçta bir devlet başkanıdır. Gelir, ağırlarsın, gönderirsin. Bunun bir şaşılacak yanı yok.
Ama tartışılması gereken şey karşılama biçimi.
İşte orada ipin ucu elimizden kaçtı.
Bu ülkenin tarih boyunca kurduğu devletlerin ortak bir özelliği vardır:
Ağırlığı abartarak değil, duruşuyla hissettirir.
Bu kez o duruş yoktu. Yerine, “sakın yanlış anlamasınlar” telaşıyla dekore edilmiş bir sahne düzeni, ölçüsüz bir nezaket çabası, neredeyse “göstermelik bir gönül alma” gayreti vardı.
Ve daha da acı olan ne biliyor musunuz?
Bu ülkede bugüne kadar hiçbir Müslüman lider, bırakın böylesine ihtimam görmeyi, bu kadar incelikli bir özenle ağırlanmadı.
Ne kapılar böyle açıldı, ne protokol bu kadar parlatıldı, ne sahne bu kadar özenle kuruldu.
Müslüman dünyasının liderleri geldiğinde hep “makul bir karşılama” gördük; ama Papa söz konusu olunca birden “özel üretim bir zarafet” moduna geçildi.
Bu fark, işte asıl rahatsızlık veren şeydi.
Papa’yı karşılamakla Papa’ya yaranmak arasındaki o ince çizgi vardır ya…
Hani devlet adamlığının karakter sınavı olan çizgi…
İşte biz, tam orada tökezledik.
Bu coğrafyanın, bu devlet geleneğinin, bu tarihin kendine has bir vakarı vardır.
Bu vakar, kimseye kaba davranmayı gerektirmez; ancak kimseye gereksiz bir ihtişamla eğilmeyi de hoş görmez.
Bu ziyaretin siyasi tarafı normal;
ama devlet terbiyesi tarafı sınıfta kaldı.
Protokol dediğin gösterişsiz bir ciddiyet ister.
İtibar, ses yükseltmeden de olur.
Saygınlık, parlatılmış dekorlarla değil, devletin kendi kendine yeten özgüveniyle verilir.
Biz bu ziyarette, misafiri ağırlarken kendi ağırlığımızı farkında olmadan hafiflettik.
Bir ülke, kendi değerini unuttuğunda, başkasının değerini gereğinden fazla büyütür.
Papa gelir, karşılanır, ağırlanır, uğurlanır, bu kadar.
Ama bu kez işler “karşılama” olmaktan çıkıp, “özel özenli bir hoşnut etme çabasına” dönüştü.
Ve bu, büyük devlet refleksi değildir.
Bir ülkenin büyüklüğü, misafirine gösterdiği ihtişamda değil; kendi duruşunun sadeliğinde ve kendinden eminliğinde belli olur.
Biz o sadeliği unuttuk
Gerisi?
Gerisi işte tam da bu yüzden “PaPa’ralanmak.”
- Fuat Sönmez







