I. Barışa Umutla Bakanlar
Bu ülkenin dağları bir zamanlar çatışmanın sesiyle yankılanırken, şehirleri korkunun gölgesinde yaşardı.
Her sabah, bir annenin “Oğlum dönecek mi?” sorusuyla başlar, her gece bir başka ocakta yanan ağıtla biterdi.
Ve bir gün, silahlar sustu.
Adına “barış süreci” denildi.
Eksikti belki, kusurluydu belki ama en azından umut konuşmaya başlamıştı.
Yıllar sonra ilk kez insanlar çatışmayı değil çözümü tartıştı.
Barışa inananlar, bu ülkenin her yerindendi.
Kimi Diyarbakır’dan, kimi Edirne’den, kimi İstanbul’un bir gecekondu mahallesinden destek verdi.
Halk, evladını toprağa vermek istemediği için barışa sarıldı.
Siyasetçiler, akademisyenler, kanaat önderleri, sanatçılar…
Her kesimden insanlar, “silahlar sussun, söz konuşsun” dedi.
Çünkü barış demek; sadece çatışmasızlık değil, bir ülkenin kendisiyle barışması demekti.
Bir çocuğun korkusuzca okula gitmesi, bir babanın huzurla uyuması, bir annenin gece boyu telefon beklememesi demekti.
Ve barış, bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şeydi.
II. Şüpheyle Bakanlar, Eleştirenler
Ancak herkes aynı duyguyu paylaşmadı.
Barış sürecine temkinli yaklaşanlar, “iyi niyetle başlatılan bu yol, kötü niyetlilerin elinde bozulur” dedi.
Ve nitekim haklı çıktılar.
Devlet geri çekilirken, birileri mevzi kazandı.
Silah bırakmak yerine güç topladılar.
Şehirleri tünellerle dolduranlar, masada barış konuşurken arka planda başka hesaplar yaptılar.
Barışa karşı değil, aldatılmaya karşı duran bir kitle de vardı.
“Gerçek bir barış, samimiyet ister” dediler.
“Şeffaflık ister, karşılıklı güven ister” dediler.
Ama süreç bu beklentileri karşılamadı.
Hendekler kazıldı, şehirler yakıldı, sokaklar yeniden çatışma alanına döndü.
Ve halk, en çok da kandırılmış olmanın acısını yaşadı.
O yüzden bugün hâlâ barış denince, umut kadar kuşku da büyüyor.
Millet, bir daha aynı oyunun sahnelenmesini istemiyor.
Kimse tekrar hayal kırıklığı yaşamak istemiyor.
Son Söz: Ortak Akıl, Ortak Gelecek
Ama şu da bir gerçek:
Silahın, şiddetin ve kaosun sona ermesi, hepimizin ortak yararınadır.
Barış; ne bir tarafın üstünlüğü, ne de diğerinin teslimiyeti değildir.
Barış, herkesin kazandığı tek ihtimaldir.
Ve Türkiye’nin buna her zamankinden fazla ihtiyacı vardır.
Artık silahların değil, fikirlerin konuştuğu bir Türkiye’ye ihtiyaç var.
Kutuplaşmanın değil, kardeşliğin büyüdüğü bir iklime ihtiyaç var.
Her evde huzurun, her şehirde güvenin hakim olduğu bir ülkeye ihtiyacımız var.
Bu yüzden herkes elinden geleni yapmalıdır.
Siyasetçisi, yazarı, bürokratı, vatandaşı…
Diyaloğun kapısı aralanmalı, şiddetin kapısı kararlılıkla ve temelli kapatılmalıdır.
Hiç kimse ima ve kripto cümlelerle, gizli gündemlerle halkın aklıyla oynamamalıdır.
Çünkü bu millet artık açık söz, net duruş ve samimi bir gelecek istiyor.
Barış; bir hayal değil, ortak iradeyle mümkün bir gerçektir.
Yeter ki bu kez herkes dürüst olsun.
Yeter ki artık barış, kandırılmanın değil, kavuşmanın adı olsun.
- Fuat Sönmez











