Bir vakitler İran’ı çok eleştirdik. Takiye dedik, mezhep dedik, hesap sorduk. Özellikle de Şehit İsmail Heniyye’nin şehadetinde ses çıkarmayışlarını zillet saydık. Ve haklıydık. Çünkü Müslüman, zulmü nerede görse orada dimdik durmalı, kardeşinin kanı yere düşerken susmamalıydı.
Ama şimdi… Şimdi mesele farklı bir noktada.
Bugün, mazlumun sesi ve öfkesi olan bir İran var karşımızda. Bugün, sadece kınamakla yetinmeyen, sadece sözle kalkan olmayan; fiilen sahaya inen, İsrail’e karşı meydan okuyan bir duruş var ortada. Gecikmiş mi? Evet. Eksik mi? Belki. Ama en azından bir şey yapıyor mu? Kesinlikle evet.
Bazılarınız için bu yazdıklarım ağır gelebilir. “Ama İran da şöyleydi, böyleydi” diyenler olacaktır. “İki taraf da sivilleri öldürüyor, ikisi de aynı” diyenler de çıkacaktır. Fakat biz bu grinin içinde kaybolamayız. Bugün neyin siyah neyin beyaz olduğu gayet açıktır.
Bir yanda hastaneleri bombalayan, bebekleri toprağa seren, anneleri enkazdan cansız çıkaran bir siyonist vahşet…
“Diğer yanda ise zulme karşı her şeye rağmen direnen; saldırmaktan değil, izzetlice savaşmaktan yana olan; vakarını imandan alan, sarsılmaz bir duruş var.
Bu saatten sonra tarafsız kalmak, mazlumun karşısında durmakla eşdeğerdir. Bugün taraf olmak imanla ilgilidir. Ve o taraf, ne ABD’dir, ne AB’dir, ne de suskun Arap sultanlıklarıdır. Bugün, kim zalime karşı elini kaldırıyorsa, kim siyonizme karşı bedel ödüyorsa, biz orada olmak zorundayız.
Bu bir romantik tercih değil, bir vicdan meselesidir.
Evet, İran belki eksiktir. Belki geçmişiyle, stratejileriyle, politik söylemleriyle hâlâ birçok soruyu içinde taşır. Ama bugün gösterdiği cesaret, onu desteklemeyi, ona dua etmeyi hak edecek bir cesaret sergiliyor.
Zira bugün; susmak zillet, seyretmek günah, tarafsızlık ise ihanettir.
Rabbim, zalimin karşısında dimdik duranlara güç versin.
Ve zalimi –kim olursa olsun– yerle yeksan etsin.
- Fuat Sönmez











