Yazınca da yazmamış sayılıyoruz ya hani…
Ne söylesek eksik, ne söylesek fazla.
Ne konuşsak birilerine dokunuyor, susunca da zaten suçluyuz.
İşte tam bu iki adım arası boşlukta duruyor Bingöl:
Söylenenlerin duyulmadığı, duyulanların da anlaşılmadığı bir eşikte.
Bingöl’ü yazmak kolay değil.
Çünkü burası, coğrafyanın güzelliği ile insanların yorgunluğunun birbirine karıştığı, sevinci ile hüznünün aynı sokaklara sığmaya çalıştığı bir şehir.
Bir yanda sisin sabahları yavaşça tırmandığı dağlar, bir yanda yıllardır tırmanamayan umutlar…
“Yazmayacağım,” diyorsun bazen.
Yolsuzlukları değil belki ama “yol”suzlukları yazmayacağım…
Kaybolmuş umutları, yarım kalan cümleleri, taşra yalnızlığının ağırbaşlı sessizliğini yazmayacağım diyorsun.
Sonra biri çıkıp diyor ki:
“Bak işte, siz de susuyorsunuz.”
Konuşuyorsun bu kez.
Bu kez de “iftira ediyorsunuz.”
O yüzden Bingöl’de yazmak, biraz yağmur altında ateş yakmaya benziyor.
Tutuşsa bile kısa sürüyor.
Bu şehirde çocukların sevinci gerçekten çalınmıyor belki, ama çoğu kez erteleniyor.
Anaların yavrusuna doyamadığı durumlar belki her yerde var, ama burada daha derinden hissediliyor.
Bingöl’ün en büyük kaderi belki de budur:
Gerçek acılar ile algılanan acıların birbirine karışması.
Ve biz, aradaki farkı anlatmakla yükümlüyüz.
Bingöl’ün en büyük potansiyeli, en büyük talihsizliğiyle aynı yerde duruyor:
Sessizliği.
Bu sessizlik bazen sükûnettir, bazen kabulleniş, bazen de bir şehrin boğazında düğümlenen cümledir.
Dağların arasında sıkışmış bir şehirden değil,
İmkânların arasında sıkışmış bir halktan söz ediyoruz.
Her şey var aslında:
Toprak verimli, insanlar çalışkan, gençlik umutlu.
Ama her şey, aynı zamanda eksik.
Bir türlü tamamlanamayan bir şehir gibi Bingöl.
Her sabah yeniden başlamaya çalışan, her akşamdan bir parça eksilerek.
Bugünlerde Bingöl’e bakınca şunu görüyorum:
Asıl mesele yazmak ya da susmak değil.
Asıl mesele, kimsenin duymaya niyetinin olmaması.
Bingöl’ün kaderi belki değiştirilir, belki değişmez.
Ama bir şehrin en büyük hakkı, konuşabilmektir.
O yüzden ben yine yazıyorum.
Yazınca da yazmamış sayanlara rağmen.
Susunca suçlayanlara inat.
Ve en çok da şu şehrin hak ettiği için.
Çünkü Bingöl,
Sadece acıların kenti değil;
Kendi sözünü arayanların da kenti.
Ve belki bir gün,
O söz gerçekten duyulur.
- Fuat Sönmez









