Trump, Körfez’e indi. Gökyüzü pırıl pırıldı, saraylar ışıl ışıl, yüzler gülümsüyordu. Ona altın tahtlar sunuldu, krallar kapılarında diz çöktü. Petrol kokusu, parfümle karıştı; sessizlik ise ahşap tavanlarda yankılandı. Fakat o sırada, Gazze’de bir çocuk annesinin cesedini uyandırmaya çalışıyordu.
Trump geldi, milyar dolarlık anlaşmalarla ayrıldı. Körfez’in zenginlikleri önüne serildi, krallar onuruna ziyafetler verdi. Ama Gazze’nin sokaklarında ekmek değil, enkaz kokusu dolaşıyordu. Gaz lambası ışığında ders çalışan bir çocuğun hayali, belki de o gün karardı.
O paralar…
O milyarlar…
Trump’a sunulan o servet, Gazze’ye ulaşsaydı ne olurdu?
Bir okul, bir hastane, bir yuva kurulmaz mıydı?
Belki bir ümmet yeniden ayağa kalkardı.
Ama onlar izzeti değil, zilleti seçti.
Ümmetin yükünü omuzlaması gerekenler, saraylarının duvarlarına sessizliği astı. Direnişe dua değil, diplomatik mesafe verdiler. Kudüs, İsrail’in başkenti ilan edilirken, körfez saraylarında sessizlikten başka bir şey yankılanmadı.
Gazze’de yavrular ekmeksiz, susuz; üstlerinde bomba, ellerinde taş. Ama Riyad’da şatafat, Dubai’de gösteriş… Hele bizden biri sorsa, “Trump’a niye bu kadar kıymet veriyorsunuz?” diye, hemen “ticaret, işbirliği” derler. Yahu senin ticaretin bir halkın gözyaşına bedelse, neye yarar?
Biz Bingöl’den, dağların gölgesinden, mazlumun duasına kulak veren bir coğrafyadan bakıyoruz. Biz burada, bir tas çorbayı paylaşan insanların yurdunda, bir halkın sessiz çığlığını duyuyoruz. Körfez’in ihtişamı, Gazze’nin yıkık duvarlarında anlamını yitiriyor.
Bir ziyaretti bu… Belki saatler sürdü.
Ama ardında bıraktığı suskunluk, ümmetin yıllarına mal oldu.
Trump gitti.
Saraylar boşaldı.
Fakat Gazze hâlâ ağlıyor.
Ve ümmet, hâlâ boynu bükük.
“Bi rêzê îzzetî, qederê xelkê razî biyo. Lê ew zilletê wenda kerd.”
(Zazaca: “İzzetli bir yolda, halkın duası yeterdi. Ama onlar zilleti seçtiler.”)
-Fuat SÖNMEZ











