Bismillahirrahmanirrahîm
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimize (a.s.) salât ve selâm olsun.
Rivayetlere göre yeryüzünün en azgın insanı olan Firâvun, fazlasıyla haddini aşmıştı; bu azgınlığı, yeryüzünün ilâhı olduğunu iddia edecek kadardı. Bilhassa krallığını hâkim kıldığı Mısır’da her şeyin otoritesi kendisindeydi. Kural koyar, asar-keserdi.
Nitekim israiloğullarının erkek çocuklarını öldürür, kızlarını yaşatırdı. O, aciz ve zayıf hâliyle kendini rab(!) ilân etmişti.
"Sizin en yüce Rabbiniz benim!" (Nâziât Suresi, 24. Ayet) diyerek, başka ilahın varlığını kabul etmiyor ve ona tahammül de göstermiyordu.
Bunu, Hz. Musa ile olan diyaloğunda görebiliyoruz. O diyalogda, Firâvun Allah’ın varlığını açıkça reddediyor. Tapılması gereken bir ilâh(!) varsa o da kendisi olduğunu dile getiriyordu.
Halkını yediren, içiren de kendisi olduğunu söylüyordu.
Firâvun halkına her türlü kötülüğü reva görüyor ve istediği her şeyi yaptırıyordu. Zirâ her anlamda sözün tek sahibi kendisiydi.
Elbette halk da onun ilâhlığını(!) benimsiyordu; hatta halk, Firâvun’un sadece yeryüzünün siyasi bir otoritesi değil, doğal düzenin devam etmesi için Firâvun’un varlığını gerekli bir güç olarak görüyordu.
Halk, onu rızık veren olarak görür, dolayısıyla rızkın devamlılığını da ona bağlarlardı.
Ve dahi güneşin doğuşunu, nehirlerin taşmasını, (Suyun bolluğuna işarettir) kıtlığın meydana gelmemesini onun varlığıyla mümkün olduğunu düşünürlerdi.
Böyle bir adamın önünde bir engelin olması ve o gücün varlığını sürdürmesi mümkün müdür?
İşte böyle bir zalim adam, soylu bir aileden gelen iffetli, sâliha ve güzel bir kız olan Hz. Asiye’yi kendine eş olarak almıştı.
İlk olarak akla şu soru gelebilir: “Hz. Asiye nasıl böyle bir adam ile evlendi?”
Elbette bunun isteyerek olması imkânsızdı. Çünkü hiçbir asil, iffetli ve inançlı kız böyle bir adamla evlenmek istemez. Ancak böyle bir adamın karşısında değil bir ailenin, bir ülkenin halkı bile baş edemezdi.
Öyle de oldu zaten.
Hz. Asiye onunla evlenmeyi reddedince, Firâvun ailesini ve masum insanları zindana attı ve onlara işkence etti. Hz. Asiye de çıkış yolu olarak onunla evlenmeyi kerhen kabul etti.
Hz. Asiye Firâvun ile evlendikten sonra inandığı değerleri sarayda gizli bir şekilde yaşamıştır.
Bu inancın verdiği merhametle Hz. Musa’nın Firâvun’un sarayında büyütülmesine vesile olan da Hz. Asiye’nin kendisi idi.
Hz. Musa peygamberliğini ilân ettiğinde, ilk o Hz. Musa’ya îman etmişti.
Rivayetlere göre Hz. Asiye, bu zalim adamla yaklaşık kırk, elli sene evlilik hayatını yaşamış ve çocukları da olmamıştı.
Bir yandan Hz. Asiye gibi âsil, iffetli, inançlı ve güzel bir kadın, öte yandan ise Firâvun gibi zalim, halkın bir kısmına düşman bir adam…
Birbirine zıt iki uç nokta.
Her şeye rağmen Hz. Asiye, bu adamla yıllarca evli kalmayı şehadetine kadar başardı.
Elbette Hz. Asiye mutlu bir evlilik hayatı yaşadı, diyemeyiz. Çünkü o, her ne kadar sarayın kraliçesi olsa da hiçbir zaman o ihtişama kapılmadı, mutluluğu ne maddiyata ne de konfor da aramadı; tam aksine kraliçe olmanın sağladığı nüfuzu kibir ve lüks için değil, mazlum insanlara yardım ederek kullandı.
İsteseydi o konforun, ihtişamın büyüsüne kapılıp en güzel bir şekilde yaşardı ama o, sarayın konforuna ve gücüne kapılmadı.
Bunun senaryosunu zihnimizde tahayyül edebiliriz zannımca.
Bir yandan first lady olmanın sağladığı lüks ve otoriterlik, öte yandan değerlerin hissettirdiği tesir ile zühd hayatı…
O, tercihini inancı doğrultusunda yaptı.
O, sarayın güzelliğine aldanıp mazlum insanları unutmadı, onlara yararlı olmak için nüfuzunu kullanmaya çalıştı.
Hz. Musa’nın saraya alınması buna en güzel örnektir.
Hizmetçiler Nil Nehrinde buldukları Musa’yı saraya getirdiklerinde, israiloğullarından olması hasebiyle Firâvun onu öldürmek isteyince, Hz. Asiye nüfuzunu kullanarak:
"O, benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır. Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur veya onu evlat ediniriz"
(Kasas Suresi, 9. Ayet) diyerek Firâvuna engel olmuştu.
Hz. Asiye kendini, ailesi ve mazlum insanlar için feda etmişti, diyebiliriz.
Belki de o zamanda saraya Firâvun’un eşi olarak girmek isteyen nice genç kız ve kadın olmuştu. Onlar ki huzuru, konfor ve otorite olmakta arıyordu ama onun böyle bir arzusu yoktu.
Kaynakların aktardığına göre Firâvun, Hz. Asiye’ye her türlü ihtişamı sunduğu hâlde o, ihtişamın cazibesine kapılmamış, elinin tersiyle itmişti.
Firâvun’un baskısı, halka yaptığı zulüm, ona saray hayatını zindan etmişti.
Fakat o, şayet Firâvun gibi bir şahsiyete sahip olsaydı, sarayda çok güzel bir hayat yaşardı.
İnancını, güçten, konfordan üstün tuttu; zaten onu, Hz. Asiye yapan da bu mükemmel anlayışıydı.
O duasında: “…Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap! Beni Firavun’dan ve onun (kötü) amelinden kurtar ve beni zâlimler topluluğundan selâmete çıkar!» demişti.” (Tahrîm, 11)
Konforun, ihtişamın ve gücün orta yerinden yükselen bir feryât.
Bütün bunlar düşündürücü ve ibret vericidir.
Buradan çok önemli dersler çıkarılabilir kanaatindeyim.
Devamı bir sonraki yazımızda…















