Bismillahirrahmanirrahîm
Bize hidayeti ilham eden yüce Rabbimize hamd, Resûl-i Müctebâ’ya salât ve selâm olsun.
Çiftlerin boşanmasının çocuklar üzerinde birtakım etkiler bırakacağı, pedagojik açıdan bilinen bir gerçektir.
0-2 yaşındaki çocuklar, anne ve babalarının boşanmasının ne anlama geldiğini henüz bilmezler. Ancak ebeveynlerinden birinin yokluğu, onlarda bir boşluk ve huzursuzluk oluşturabilir.
2-10 yaş aralığı, çocukların boşanmaya karşı en hassas oldukları dönemlerden biridir. Bu yaştaki çocuklarda suçluluk duygusu oluşabilir; “Anne ve babam benim yüzümden ayrıldılar.” diye düşünebilirler.
Anne ve baba, bu yaştaki çocuklar için her şeydir. Ebeveynlerinden birinin yokluğu ve aile düzeninin değişmesi kaygılarını artırabilir. Ayrıca streslerini ifade edemedikleri için öfke nöbetleri veya davranış değişiklikleri gösterebilirler.
10 yaş ve üzerindeki çocuklar ise anne ve babalarının ayrılık nedenlerini anlayabilir; ancak yine de duygusal olarak bu yükü taşımakta zorlanabilirler. Evden ayrılan ebeveyne öfke duyabilir, okul başarılarında düşüş yaşayabilir veya yalnızlığa çekilebilirler.
Boşanmanın çocuklar üzerindeki menfi tesiri, yetişkinlik dönemine kadar uzanabilir. Hatta yetişkin evlatlar bile bu etkiden tamamen uzak değildir.
Bununla birlikte, başka hiçbir çıkış yolu bulamayan ebeveynlerin boşanması, çocuklar için evlâ olabilir. Zira sürekli çatışma ve şiddete şahit olan çocuklar açısından ayrılık, daha huzurlu bir ortamın kapısını aralayabilir.
Boşanma, dinimizde helâl kılınmış olmakla birlikte hoş karşılanmayan bir fiil olarak değerlendirilmiştir. Bizi yaratan ve yaşatan Allah, kuşkusuz bizim için neyin iyi, neyin kötü olduğunu en iyi bilendir.
Bugün çevremize baktığımızda boşanan çiftlerin ne hâlde olduklarını görüyoruz, bilhassa çocukların durumu…
Belli ki boşanan çiftlerden kimileri boşanmayı bir muharebe meydanı olarak görüyor. Sanki geçmişte birbirlerine karşı hiçbir sevgi ve muhabbet beslememişlerdi. Oysa boşanmadan bir süre önce belki de aynı organizmanın birer uzvu gibiydiler.
Evlilikten önce belki de evlenmek için can atıyorlardı fakat sonuç hiçte içaçıcı değil.
İslâm’da her şeyin bir kuralı, adabı ve ahlâkı vardır. Boşanmayla neticelenen hiçbir evlilik, aile çatışmasına ve düşmanlığa dönüştürülmemelidir. Çiftler Allah’tan korkmalı, insaflı ve insanî davranmalıdır.
Boşanma hayatın sonu değildir.
Şayet işin boşanmayla neticelenmesi gerekiyorsa çiftler etraflıca düşünmeli; aile bağları incitilmemeli. Bilhassa çocuklar yıpratılmamalı, hatta ebeveynler de kendilerini yıpratmamalıdır.
Yine….
Boşanma, anne-baba ile evlât arasında bir çatışmaya dönüştürülmemelidir. Bunun hiç kimseye faydası olmayacaktır.
Boşanma, aile faciasına dönüştürülürse onarılması çok güç olur.
Fakat maalesef aile faciasına dönüşen boşanmaların ve birbirini düşmanlaştıran anne babaların sayısı az değildir.
Bu tür boşanmalar, Asr-ı Saadet’in hiçbir karesinde yoktur. O dönemde de az sayıda da olsa boşanmalar yaşanmıştır ama bu ayrılıklar, kişisel hesaplaşmalara kapı aralamamış, düşmanlığı körüklememiş ve aileleri birer husumet meydanına dönüştürmemiştir.
Onların hayatı her anlamıyla İslâmî bir ahlâk üzerine kuruluydu.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Evlilik ya iyilikle tutmak ya da güzellikle/ihsanla salıvermek (boşamak) suretiyle olur.”(Bakara Sûresi, 229)
Medeniyet ve erdemlilik arıyorsak önümüzde Kur’ân duruyor. Her yönüyle yol göstericidir.
Oğulları boşanmış, yetmiş yaşlarında iki tanıdığımla görüştüm. Her ikisinin de ikişer tane torunu var. Birinin oğlu vefat ettiği için torunlarına o bakıyor, diğerinin oğlu evlendiği için torunlarına kendisi bakıyor.
Görüşmemizde şunu sordum: Eski gelinleriniz çocuklarını soruyor mu?
İlki: “Gelinim büyük oğluyla arada bir görüşüyordu ama uzun süredir görüşmüyor.”
Diğeri: “Yıllardır çocuklarını sormuyor maalesef.”
Bu çocukların yaşları on sekizin altındadır hatta birinin annesi gittiğinde çocukları çok küçüktü.
Böyle bir anlayış, İslâm’ın ahlâkına uygun mudur?
Bu, insanın vicdanına sığar mı?
Sebep ne olursa olsun hiçbir çocuk bunu hak etmiyor.
Masum çocukların ne suçu var?
Çiftleri boşanmaya yönlendiren masum çocuklar mı?
Hiçbir çocuk, kişisel bir hesaba alet edilmemeli.
Hiçbir anne baba, çocukların annesini veya babasını düşmanlaştırmamalı. Çocukların duyguları intikam aracı olarak kullanılmamalı.
Bir anne veya baba çocuklarına, “O adamın veya kadının ismini bu evde anmayacaksınız.” dediğinde, bunu intikam hırsıyla söylüyor.
Kadın veya erkek eşinden ayrılıyor ve çocuklarının annesini veya babasını düşmanlaştırıyor.
Bir ebeveyni çocukların gözümde düşmanlaştırmak büyük vebaldir.
Allah aşkına, yazık, günah değil mi?
Bir anne veya babanın çocuklarına, “Biz ayrıldık, ayrılmamız gerekiyordu; bu durumun sizinle hiçbir alakası yok. Siz yine de annenizi veya babanızı görebilir, araya hiç mesafe koymayabilirsiniz.” demeleri gerekirken adeta eşini, çocukların gözünde bir numaralı düşman ilân ediyor.
Kazananı olmayan bir savaş.
Çocukların dünyası perperişan, düşmanlaştırılan ebeveynin dünyası harabe… Diğer ebeveyn ise bu durumdan istifade etmeye çalışıyor. Aslında o da hiç iyi ve rahat değil ama kabullenemiyor. Nefsine yenik düşüyor.
Biz her işimizde inancımızın ahlâkını esas almalıyız.
Evlenirken nikâhımızı İslâm’ın kurallarını esas alarak kıyıyoruz fakat o evlilik boşanmayla neticelendiğinde inancımızı kulak ardı ediyoruz.
Allah’ın hoşuna gider mi?
Boşanma, Rabbimizin hoş karşılamadığı bir fiil olarak değerlendirilirken yapılan bu yanlışlardan Allah râzı olur mu?
Bizim inancımız temizdir, leke kabul etmez.
Her yanlışın bir sorumluluğu, her haksızlığın da bir karşılığı olacaktır.
Boşanma süreci ve sonrası medenice yürütülmeli, çocukların duyguları istismar edilmemelidir.
Allah hiç kimsenin hakkını kimseye bırakmaz; hesap günü gelecektir.
Herkes sorumluluğu altındakilerden dolayı hesap verecektir.
Özellikle anne babalardan evlâtlarının hesabı sorulacaktır.
Mahşer gününde kaçış yolu olmayacaktır. Her şey apaçık olacak.
Bir ebeveynin çocuklarına iyiliği tavsiye etmemesi bile büyük bir sorunken çocukları terk eden, onlara sahip çıkmayan ebeveynlerin hâli çok üzücü ve yaralayıcı…
Evlâtlarına sahip çıkmayanların sadece ahiret hesabı olmayacak, dünyada da bunun karşılığı olacaktır.
Düşünsenize, çocuklarını terk edip başkasına giden bir anne veya babayı evlâdı yıllar sonra görmek isteyecek midir?
“Sen benim babamsın, annemsin.” sözünü telaffuz edebilecekler midir?
“Bizi terk ettin, yıllarca annesiz babasız büyüdük senin yüzünden. Şimdiye kadar bize annelik babalık yapmadın, bundan sonra da hayatımıza girme.” diye haykırmayacaklar mıdır?
Bu evlâtlar haksız mıdır?
Bir babanın, başka bir kadın uğruna çocuklarını perişan etmesi, inancımızın ve geleneğimizin hangi ilkesiyle örtüşür?
Bir kadının veya erkeğin çocuklarını karşı cins için terk etmesi nefsanî mi, yoksa sorumluluk bilincinden uzaklaşmak mıdır?
Annesi veya babası tarafından terk edilen bir çocuğun yaşadığı duygusal boşluğu hiçbir pedagog bütünüyle gideremez.
Hiçbir yakın, çocukta oluşan anne veya baba sevgisinin yerini dolduramaz.
Çocuklarını terk eden ebeveyn acaba hayatından hayır görecek mi?
Ben sanmıyorum.
Geceleri anne babalarını sayıklayan çocuğun ahını alan bir ebeveyn, nasıl hayattan lezzet alabilir?
Peki ya Allah, o çocukların ahını bırakır mı?
Mahşer gününde o çocuklar: “Ya Rabbim, ben annem ve babamdan şikâyetçiyim; onlar beni terk ettiler, ben sahipsiz büyüdüm. Ben anne ve baba şefkati görmedim. Ben onların yüzünden dinimi yaşayamadım, kötü yollara girdim. Ya Rabbim, onların hak ettiği cezayı ver.” dediklerinde ne olacak o anne babanın hâli?
Aynen bu şekilde olacak, demiyoruz. Bu, bir senaryo.
Fakat Allah nezdinde hak ihlâli olmayacak.
Kat’iyen.
Her ne şekilde olursa olsun herkes hak ettiğini bulacaktır.
Her ne sebeple olursa olsun çocuklarını sahipsiz bırakan ebeveynler hem dünyada hem ahirette bunun yansımasını görecektir.
Hiçbir ebeveynin çocuklarına karşı sorumlulukları evlilik ile sınırlı değildir. Boşanma olsa bile bu mesuliyet devam eder.
Çocukların başına gelen her olumsuzlukta ebeveynlerin de sorumluluğu vardır.
Bu mesuliyetin, iadesi yoktur.















